Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Derneği bürosu düzenlenen kokteyl ile açıldı. Dernek bürosunda düzenlenen kokteyle EGEÇEP üyelerinin yanı sıra çeşitli demokratik kitle örgütü ve partilerden de temsilciler katıldı. Açılışta bir konuşma yapan EGEÇEP Dönem Sözcüsü Muammer Sakaryalı, açılış gününün aynı zamanda 5 Haziran Dünya Çevre Günü olduğuna dikkat çekerek, "5 Haziran Dünya Çevre Günü ilân edildikten bu yana, çevre sorunları niçin çoğaldı? İçilebilir ve kullanılabilir su niçin azaldı? Topraklar niçin daha çok kirlendi? İklim değişikliğine yol açan sera gazlarının atmosfere gönderilmesi neden azalmıyor? Ormanlar her geçen gün neden azalıyor? Soruları çoğaltmak mümkün" dedi. "Havayı, suyu, denizleri, toprağı hepimiz kirletiyoruz, ormanları hepimiz azaltıyoruz" dendiğini, ancak bunun bir yalan olduğunu ifade eden Sakaryalı, "Kirlenmeden hepimiz sorumluyuz demek, bu işin sorumlusu yok, demektir. Ya da esas sorumluların saklanması demektir. Şimdi esas sorumluları deşifre etme zamanıdır" şeklinde konuştu.

Sakaryalı, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
"Bütün dünya, yukarıda saydığımız uluslararası tekellerin, küresel kapitalizmin vahşice saldırdığı bir pazar; yerkürenin suyu, havası, ormanı, toprağı, tohumu ve hatta insanın kendisi bu pazarın malı, ticari metasıdır. Bunun adını 'sürdürülebilir kalkınma' koydular. Fakat yaşam artık sürdürülemez hale gelmiştir.
Gerçek buyken; her türlü kirletici faaliyetin yasasını çıkaran, iznini veren yetkililer, 'çevre gününü'nde 'çevreyi koruyalım, temiz tutalım' nutukları atan yetkililer iki yüzlü değil midir? Önümüzdeki hafta TBMM den geçmesi muhtemel maden yasasını oylayacak milletvekillerini 'ikna etmek için' kuşatan seksen tane maden lobisi elemanının markajına boyun eğenlerin, 'yaşamı ve doğayı koruyalım' mesajları riyakârlık değil midir?
Ya bilim dünyası? Üniversiteler hiç bugün olduğu kadar ticarethane olmamıştı, hiç bu kadar parasal düzenler içinde 'bilimsel bilirkişi raporları' vermemişti bilim insanları. Birçok üniversitenin çevre haftası nedeniyle düzenlediği etkinlikleri Tüprag ve öteki maden şirketlerinin finanse ettiğini biliyoruz. Ülkemizdeki 30 tıp fakültesinin özellikle Halk Sağlığı Bölümlerine altın madeni şirketlerinin el attığını bilmenizi isteriz. Çünkü Kışladağ’da gözsüz ve iki ayaklı kuzular, kuzuya benzemeyen hilkat garibeleri doğmaya devam etmektedir. Bu anomalili doğumların madenden kaynaklanmadığını söyleyecek bilimciler lazımdır!
Korkumuz şudur ki, bir süre sonra, kurulan parasal düzenler nedeniyle, ülkemizin üniversitelerinden yaşamın ve halkın lehine bilirkişi raporları verecek bilim insanı kalmayacaktır.
Ama umutsuz değiliz. Derelerin, dağların, zeytinlerin, sıkışmış kentlerin çığlığı büyümektedir. Yaşam alanlarına sahip çıkanların mücadelesi büyümektedir. Umut bu mücadelededir.
Derelerin, dağların, tohumun, toprağın ve haysiyetli insanların kardeşliği ve mücadelesi; kâr hırsı uğruna yaşama karşı her türlü kalleşliğe galip gelecektir, gelmelidir."
Sakaryalı'nın konuşmasının ardından EGEÇEP bileşenlerinden olan ELELE Hareketi'nin dönem sözcülüğü görevi Kimya Mühendisleri Odası (KMO) Ege Bölge Şubesi'nden İzmir Tabip Odası'na devredilirken, açılış etkinliği Tekin Karadağ'ın (Ozan Toprak Dede) türküleri ve kokteyl ile devam etti.