Madenciliğin dayanılmaz dokunulmazlığı

463 total views, 3 views today

1990’lı yıllarda Bergama-Ovacık’ta başlayan siyanür liçi işletme yöntemiyle altın madenciliği, Türkiye ekolojisine ciddi tehdit haline geldi. Bu tehdide karşı Bergama Köylü Hareketi ile başlayan ekoloji hareketleri ile sağlıklı çevrede yaşama hakkını koruyan yargı kararları üzerine maden kanunu ve ilgili mevzuat en çok değişikliğe uğrayan düzenlemeler oldu. Yasalardaki değişiklikler kadar bunu sağlayan lobiler de dikkat çekiciydi. Örneğin 2004 yılı 5 Haziran günü, yani Dünya Çevre Günü’nde yürürlüğe giren “5177 Sayılı, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”, o dönemde altın madenciliği için Türkiye’ye gelen Newmont gibi Eldorado Gold gibi uluslararası altın şirketlerinin talepleri doğrultusunda çıkartıldı.[1]

Madencilik mevzuatında yapılan değişiklikler ve yeni düzenlemeler ile maden ruhsatları kutsal belgeler halini aldı, madencilik de her türlü sınırlamadan bağışık, dokunulmaz faaliyet halini aldı. Bu süreçte yargı kararlarına, yerel halkın direnişine rağmen Bergama, Kazdağları, İzmir-Efemçukuru, Uşak-Kışladağ, Erzincan- İliç, Kayseri-Himmetdede, Gümüşhane-Mastra ve adını sayamayacağım pek çok yerde altın madenleri işletmeye alındı, Artvin- Cerattepe, Fatsa, Yozgat-Boğazlıyan-Eglence ve daha pek çok yerde yeni işletmeler yolda. 2000’li yıllarda madenciliklere sağlanan bu ayrıcalıklar bu ülkenin başına epey çoraplar ördü. Sadece çevreye, doğaya verilen zararlardan bahsetmiyorum, Bergama – Ovacık Altın Madenini işleten Koza Altın İşletmelerine FETÖ/PYD soruşturması kapsamında el konulduğunu, patronu Hamdi Akın İpek’in arananlar listesinde olduğunu hatırlatmam yeter sanırım.

Anlaşılan yaşananlardan hiç ders çıkartılmamış, yeni ayrıcalıklar için Maden Kanununda yeni değişiklikler gündemde. Meclis Başkanlığına 27 Eylül’de sunulan “Bazı Vergi Kanunları ile Kanun ve kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”ndan söz ediyorum. Kanun tasarısı başlığından sadece Vergi kanunlarında değişiklik yapılacağı anlaşılsa da tam bir torba tasarı ile karşı karşıyayız, neler neler yok ki, bunlardan bir tanesi de 3213 Sayılı Maden Kanunu, 5 madde ile önemli değişiklikler yapılıyor. En önemlilerini sizinle paylaşmak istiyorum. Tasarının 54.maddesi ile “Madencilik Faaliyetlerinde İzinler” başlıklı 7. maddenin on birinci fıkrasının, birinci cümlesi değiştiriliyor, buna göre çevreye ilişkin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve diğer izin süreçleri 3 ay içinde bitirilmezse izin verilmiş sayılacak. Tasarının 55. maddesi ile “Maden Teşvik Tedbirleri” başlıklı 9. maddesine yeni bir fıkra ekleniyor, orman alanlarında yapılacak madencilik faaliyetleri için ilk 10 yıl için herhangi bir bedel alınmayacağı düzenlemesi getiriliyor. Tasarının 56. maddesi ile Maden Kanunun “Arama Faaliyetleri” başlıklı 17. maddesinde yapılan değişiklik ve ekleme ile altın gümüşi nikel gibi IV. grup madenlere ilişkin ek arama süresi tanınıyor, ayrıca “jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune almaya yönelik faaliyetler için ÇED kararı aranmayacağı” öngörülüyor.

Çevresel Etki Değerlendirme izin süreçleri 3 ay içinde bitirilmezse izin verilmiş sayılması madenciliğin ÇED’den muaf tutulması sonucunu doğuracaktır. Oysa madencilik çevreye en çok zarar veren faaliyetlerin başında gelir, kısaca özetlemek gerekirse, maden cevherinin çıkartılması topografyanın bozulmasına, orman ve bitki örtüsünün zarar görmesine yol açıyor, diğer yandan madenin ayrıştırılması sırasında kullanılan siyanür ve diğer kimyasallar, doğada zararsız halde bulunan ağır metalleri, aktif hale getirmekte, toprakta, suda, havada kalıcı kirlenmelere neden olmaktadır.

Yürüklükteki Maden Kanunu’na göre; orman, muhafaza ormanı ve ağaçlandırma alanlarında yapılan maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için zorunlu ve ruhsat süresine bağlı olarak yapılan altyapı tesisi ve tesislerine izin verilebiliyor. Değişiklikle ilk on yıl ağaç bedeli dahi alınmayacak, insaf yahu…
Torbaya konan Maden Kanunu değişiklikleri ile dağlar, ovalar, meralar, ormanlar, su havzaları, yerleşim alanları, ülkenin tamamı, hiçbir çevresel önlem alınmadan, hiçbir denetime tabi tutulmadan açılacak maden ocaklarına ve işletmelerine terk ediliyor. Tasarı kanunlaşırsa ülke yaşanmaz hale gelecek, şimdiye kadar yaşananları aratacak, yeni suçlara hazır olun.

[1] <http://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/browserecord.php?-action=browse&-recid=2251>

Arif Ali Cangı