EGEÇEP: Nükleer maceraya HAYIR!

719 total views, 9 views today

Akkuyu Nükleer Santrali'ne inşaat lisansı verildi
BASIN AÇIKLAMASI

NÜKLEER MACERAYA HAYIR!

Japonya`da 2011 yılında meydana gelen depremin yol açtığı tsunaminin Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali`nde soğutma sistemini devre dışı bırakması nedeniyle yaşanan nükleer felaketin üzerinden 7 yıl, Çernobil felaketinin üzerinden ise 32 yıl geçti. Felaketlerin neden olduğu can ve mal kaybı halen tam olarak bilinemezken ve radyoaktif kirliliğe ilişkin sağlıklı bir açıklama gerçekleştirilmezken, kazanın boyutları bağımsız araştırmacıların çabalarıyla ortaya çıkarılabildi. Radyoaktif kirlilik nedeniyle her iki bölge de halen yeniden yerleşime açılamamıştır.

Dünyanın en güvenli nükleer tesislerini kurma iddiasında olan ve enerjisini ciddi oranda nükleerden karşılayan Japonya‘nın, felaketin etkilerini uzun yıllar hissetmesi kaçınılmazdır. Aradan geçen onca zamana rağmen, uzaktan yönetilebilen robotlar ve hava araçlarının yardımıyla yapılabilen bilimsel araştırmalarda, “sızan‘” erimiş nükleer yakıtın yaydığı radyasyon saatte 530 Sievertin üzerinde ölçülmüştür. Yapılan araştırmalar, okyanustaki nükleer kirliliğin Avustralya açıklarına kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sadece 4 Sievertin bile, maruz kalan iki kişiden birini öldürdüğü, 1 Sievertin ise kalıcı hastalıklara neden olduğu düşünülürse, temizlik çalışmaların daha uzun süre yapılması gerekeceğini ortaya koymaktadır.

Elektrik üretim teknikleri arasında insan yaşamını ve doğayı en çok etkileme olasılığı bulunan nükleer santrallar, hem işletme hem de söküm maliyetleri bakımından en pahalı enerji üretimi yöntemleridir. Diğer enerji kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle nükleere yönelen ülkeler bile Fukuşima sonrası, nükleer programlarını durdurmuş veya askıya almıştır. Şu an, Japonya‘da bile sadece 2 nükleer santral aktif olarak elektrik üretimi gerçekleştirmektedir. Daha geçen hafta, Romanya’da meydana gelen nükleer kazanın boyutları net olarak açıklanmamıştır. Günümüze kadar, 700 dolayında nükleer kaza oluşurken bu kazaların neredeyse tümünün kamu oyundan gizlendiği bir gerçektir.

Ülkemizde ise Akkuyu‘da, Çernobil kazasının yaşandığı Rusya‘yla ve Sinop‘ta, Fukuşima felaketine imza atan Japonya‘yla nükleer santral kurulacaktır. Yarın Akkuyu’da, Rusya devlet başkanı Putin’in de katılacağı bir törenle temel atılacak olması, hükumetin tüm uyarılara kulağını tıkadığının açık göstergesidir.  Oysa, ülkemizin nükleer santrallere değil, enerjinin etkin kullanımına ve gereksiz yatırımlara enerji harcanmasına değil halkın ihtiyaçlarına enerji sağlanması gerekmektedir. Elektrik Mühendisleri Odası verileri, ülkemizde bir enerji açığının değil, tersine fazlasının olduğu, ancak kayıp ve kaçaklar ile enerjinin yanlış kullanımının asıl sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan nükleer santrallerin, normal çalışma koşullarında bile, düşük de olsa radyoaktif kirliliğe neden olduğu bilinmektedir. En küçük kazaların etkilerinin, nesiller boyunca sürdüğü, atıkların güvenli bir şekilde depolanması gibi henüz çözülemeyen temel sorunlar varken, nükleer santrallar seçenek olarak bile tartışılmamalıdır. Nükleerde, sıfır risk yoktur ve bir nükleer kaza, nesiller boyu bölgeyi yaşanamaz hale getirebilecektir. Kazaların önemli bir bölümü, insan kaynaklı hatalardan veya öngörülemeyen basit nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Olası kaza riskleri küçümseyen yönetim anlayışı, bırakın nükleer bir kazayı, İzmir Gaziemir‘de ortaya çıkan radyoaktif atıklar için bile çözüm bulamamıştır. Kurşun fabrikası sahasında, 2007 yılında tespit edilen radyoaktif kirlilik sorunu halen çözülememiştir. Manisa Köprübaşı ve Aydın Kisir köylerindeki uranyum madenlerinin, denetimsiz olarak çalıştırılıp güvenlik önlemleri alınmadan terk edildiği ortaya çıkmıştır. Bu madenler halkın sağlığını halen tehdit etmeye devam etmektedir.

Akkuyu, Akdeniz içerisindeki dalma batma zonlarının etkisindedir ve geçmişte bu zonlarda oluşan çok büyük depremler ve sonrasında oluşan tsunamiler, yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali için, öngörülemeyecek riskler taşımaktadır. Benzeri şekilde, Sinop da Karadeniz kuzeyindeki faylarda oluşacak bir depremin yaratacağı tsunamilere açıktır.

Bölgemizde karşılaştığımız, nükleer santrallerle karşılaştırıldığında, radyoaktivite yönünden çok daha az risk oluşturacak tesislerin bile denetlenerek, gerekli önlemlerin alınmasının sağlanamamış olması, endişelerimizi arttırmaktadır. Kazaların yarattığı büyük tahribat, nükleer santrallerden vazgeçilmesi için ciddi bir uyarı niteliğindedir. Çernobil`de ve Fukuşima’da yaşanan felaketlerin olumsuz etkileri hala sürerken, ülkemizin nükleer bir maceraya sürüklenmesine “HAYIR” diyoruz.

Nükleere Hayır, Yaşasın Hayat!

EGE ÇEVRE VE KÜLTÜR PLATFORMU (EGEÇEP)