“Korkmuyoruz” ve mücadeleye devam ediyoruz!

391 total views, 6 views today

Bugün 9 Mayıs 2018. Türkiye ekoloji hareketini ve bu hareketi destekleyen her bir yaşam savunucusunu, alışık olmadığı bir biçimde sarsan bir olayın üzerinden tam bir sene geçti.

Bugün 9 Mayıs 2018. Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’yu, içinde sayısız karanlık ilişkinin bulunduğu bir cinayette yitirişimizin yıldönümü. O günden bugüne, kötü bir suç filmi senaryosundaki gibi gelişen olayları ve cinayetin üzerinden bir türlü kalkmayan şaibeyi gün be gün takip ettik, edeceğiz.

Bugün 9 Mayıs 2018. Bugün bir defa daha, Finike’nin sedir ormanlarını korumak için canla başla mücadele eden bu iki güzel ruhun anısını yaşatacağımızı ve mücadelesini sürdüreceğimizi haykıracağımız, acılı, ama umudumuzu yitirmediğimiz bir gün. Yitiremeyiz, yitirmeyeceğiz. Kaldıkları yerden devam etmek; Ali Ulvi’ye, Aysin’e ve günümüzün lanetli ismi Mehmet Cengiz’in Karadeniz Sahil Yolu projesi sürecinde, yine projeyle ilgili karanlık bir cinayetle öldürülen Cihan Eren’e borcumuzdur.

Ali ve Aysin’in, yerel halk ve mücadele platformlarıyla birlikte taş ocaklarına karşı verdiği mücadele ve sonrasında yaşananlar, tüm Türkiye’de devam eden ekoloji mücadelesinin özünü ve önemini, yaşam alanı ve doğal alan mücadelesi veren bireylerin içinde bulunduğu tehlikeyi bir defa daha gözler önüne sermiştir.

Özellikle son 5 yılın doğa saldırısı özelinde ülkenin hemen her noktasında açılan taş ocaklarına karşı, Ali Ulvi ve Aysin’in verdiği mücadele eskilere dayanıyor.

2013’te, Ali Ulvi ve Aysin, Finike’de mermer ocakları için katledilen sedir ormanlarını ve yine aynı bölgedeki tarihi kalıntıları kamuoyuna duyurmuştu. “Bu daha başlangıç”tı. Çift, yöre halkıyla birlikte mücadeleyi kuvvetlendirmeye emek verdi ve Finike Cumhuriyet Savcılığı, mermer ocaklarının yarattığı doğal alan tahribatına yönelik soruşturma başlattı.

Talan ve tahribat, 2014’te de artarak devam etti. Nisan ayında, Ali Ulvi ve Aysin çiftini mücadelen vazgeçirmek için karşılarına bir engel daha çıkarıldı: Binlerce ağaca kıyan, binlerce hayvanın yuvasını yıkan, ekosistemin dengesini bozan, kuraklığı artıran, su kaynaklarını kirleterek toprağı ve suyu zehirleyen, yarattığı tozuma ile havayı kirleten maden ocağı “Ticarî faaliyete engel olmak”tan ötürü Ali Ulvi’den 100 bin lira tazminat istiyordu. Bir sonraki ay, Alacadağ Köyü’nün hemen yanındaki tepenin zirvesinde kurulu mermer ocağından köyün içine devasa büyüklükte bir kaya parçası yuvarlandı. Ali Ulvi, taş ocağı sahibi firmadan şikayetçi oldu.

2015’in Mart ayında, Finike ormanlarını katleden Bartu Mermer’e ait bir mermer ocağı için verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararına karşı, Ali Ulvi’nin açtığı davaya, bölgedeki 50 köylü müdahil oldu. Mücadele genişliyordu.

2015 Haziran’ında, ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararına karşı açılan dava kapsamında bölgede inceleme yapan bilirkişi heyeti, ‘ÇED Gerekli‘ raporu verdi. Bilim, oyunu Bartu Mermer’den değil, yaşamdan ve yaşamı savunanlardan yana kullanmıştı.

Ekim ayında ise, mücadele bir emsal karar doğurdu: Finike’nin Kızılcık Yaylası’ndaki bir mermer ocağına valilikçe verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ raporu ve maden arama izin belgesi, mahkemece iptal edildi.

Doğa talancısı şirketler üst üste dava kaybedip duruyordu. Mücadele, Ali Ulvi ve Aysin’in yaşamlarını adamışlığıyla güçleniyor, yayılıyor, daha da meşru hale geliyordu. Şubat 2016’da, Kızılcık Yaylası’nda faaliyet gösteren bir taş ocağı firmasının ağaçları kestiği yönünde açıklama yapan ve ağaçların kesildiği alanın fotoğraf ve görüntülerini paylaşan Ali Ulvi, ‘iftira’ suçlaması ve 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davadan beraat etti. Mermer ocağını için çember daralıyordu.

Mayıs 2016’da, iptal edilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı ve maden arama izin belgesini geri kazanmak için temyize giden şirketin, kararın yürütmesinin durdurulma talebi, Danıştay tarafından reddedildi. En yüksek idari mahkeme de, doğa talanına dur demişti.

Ve 2017.

Mart ayında, Ali Ulvi hakkındaki 100 bin TL’lik tazminat talebi, mahkemece reddedildi.

Nisan ayında, Danıştay davayla ilgili önemli bir karar açıkladı, 25 hektarlık izinle alınan ÇED Gerekli Değildir raporlarıyla 145 hektarı bulan alanda faaliyet göstermenin hukuka aykırı olduğu yönünde karar verdi. Ali Ulvi şöyle diyordu: “Bundan sonra taş ocakları artık ÇED raporu almak zorunda. Halihazırda çalışan ocaklar ise bu karar doğrultusunda kapatılmak zorundadır. Bütün çevrecilere sesleniyorum, bu kararı bir dilekçe ekinde valiliklere vererek bölgelerindeki ocakların kapatılmasını talep etmeliler. Kapatılmaması durumunda ise dava açarak bizim kararımızı dayanak olarak göstermeliler. Bu karar vahşi madenciliğin sonu olacaktır.”. Bu gelişme, bölgedeki ve Türkiye’deki tüm mermer ocaklarını ve “ticari faaliyetler”ini tehdit etmişti.

5 Mayıs 2017 sabah 02.00 civarında Ali Ulvi ve Aysin’in evlerinin hemen yakınındaki ormanlık alanda yangın çıktı. Ali Ulvi, sosyal medyada büyük bir facianın eşiğinden döndüklerini, yangını çiftliğin sınırında söndürebildiklerini yazdı.

9 Mayıs 2017’de, Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu Kızılcık Yaylası’ndaki evlerinde ölü bulundu. Bölgeye yeni taşınmış olan Ali Yamuç gözaltına alındı ve üç gün sonra tutuklandı. Cinayeti itiraf etti, “para için” yaptığını söyledi. Mahkemedeki ifadesinde kapatılan bir mermer ocağını azmettirici olarak gösterip, kendisine 50 bin TL para teklif edildiğini anlattı. Bir hafta sonra, katil Ali Yamuç’un eşi Fatma Yamuç, cinayete iştirak suçuyla tutuklandı. Üzerinde bulunan, Ali Yamuç’un adıyla yazılmış ve yine onun tarafından imzalanmış mektupta şunlar yazıyordu: “Bana vaat ettiğiniz ödemeyi yapın. ‘Öldür paranı hemen vereceğiz’ diye vaatlerde bulunup, neyi bekliyorsunuz? 10 gün içerisinde param gelmez ise görüşürüz. İpleriniz cebinizde haberiniz olsun”.

Ali Yamuç konuşmaya devam ediyordu. Savcılık ve mahkemede ifadelerinde, kapatılan mermer ocağında çalışan ’Çirkin’ lakaplı kişinin, cinayetler için 50 bin TL teklif ettiğini, 3 bin TL’sini ödediğini ileri sürdü. Takip eden günlerde eşi Fatma Yamuç yardım ve yataklıktan tutuklandı.

20 Eylül 2017’de, “güvenlik” gerekçesiyle Elmalı Cezaevi’nden Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi’ne nakledilen Ali Yamuç, ölü bulundu. Alanya Savcılığı’nın hazırladığı rapora göre, Ali Yamuç’un, kaldığı koğuştaki diğer hükümlü ve tutuklular kahvaltıya gittiği sırada koğuşta kaldığı, tuvalette eşofman lastiğiyle duvarda kendini astığı belirtildi. Ali Yamuç kendini öldürmeye tutuklandıktan 5 ay sonra mı karar vermişti? Cinayeti itiraf eden, olayda azmettiriciler bulunduğunu belirten bir katilin intiharı akla yatkın mıydı? Yamuç’un ölümünden kimler ne kazanacaktı, kimler ne kaybedecekti? Yamuç, hayatını kaybederken birçok cevabı da beraberinde götürdü.

11 Ocak 2018’de, Aysin ve Ali Büyüknohutçu çifti cinayeti davası başladı: Fatma Yamuç hakkında cinayete yardım ettiği gerekçesiyle ‘kasten öldürme’ ve ‘birden fazla kişiye karşı gece vakti konutta silahla yağma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet istendiği davanın ilk duruşması görüldü. Ali Yamuç’un şüpheli ölümü dava dosyasına eklenmedi.

14 Mart 2018’de Aysin ve Ali Büyüknohutçu çiftinin evlerine yaklaşık 300 metre mesafede bulunan ve mahkeme yoluyla kapattırdığı ki mermer ocağı için yeniden ÇED başvurusu yapıldı! Hemen ertesi gün Fatma Yamuç, adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Duruşma eksik hususların giderilmesi için ertelendi. Bir ay sonra ise mahkeme, azmettiricilerin tespiti için Finike Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Olan biten aslında açıktır. Ali Ulvi ve Aysin’in haklı ve meşru mücadelesi, kazanımlarla dolu hukuki mücadelesi birilerinin tekerine çomak sokmuştur. Ülkede adaletin yerinde yeller esmesinin cesaretlendirmesinden olacak, bazı çirkin ruhlar, onlarla cinayetten başka bir araçla baş edilemeyeceğini düşünmüştür. Kamuoyunun muhakemesi ve vicdanı için, gerçek, her zaman olduğu gibi, oldukça açıktır ve unutulmasın, er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü mü kötü bir huyu vardır.

Bugün 9 Mayıs 2018. Bugün her bir yaşam savunucusunun kalbi, Ali Ulvi ve Aysin için atıyor. Bugün Toroslar’dan esen rüzgar, Ali Ulvi ve Aysin’in nefesini taşıyor. Bugün Finike’nin sedir ormanları; kurdun ve kuşun şarkısıyla Ali Ulvi ve Aysin’i uğurluyor bir defa daha. Bugün ve bundan böyle her gün, Ali Ulvi ve Aysin, yaşamı savunanların mücadelesinde yaşıyor.

Ve bizler de bu iki güzel ruhun şiarını taşıyoruz yarına ve sonraki yıllara:

“Korkmuyoruz” ve mücadeleye devam ediyoruz!