‘Elimize değen ölür’

839 total views, 3 views today

Özer Akdemir

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların yüzde 0,01’ini oluşturan insan, gezegendeki vahşi hayvanların yüzde 83’ünün, bitkilerin ise yarısının yok olmasına yol açtı”
‘Proceedings of the National Academy of Sciences’ Dergisi

“Balık tuttum yiyen ölür
Elimize değen ölür”

Nazım Hikmet

Daha geçen hafta, Latmos’un yaylalarında, yeni bulunan sekiz bin yıllık bir kaya resmini görmeye gittiğinde ciğerlerine dolan havanın verdiği mutluluğu anımsadı. Vadide yürürken, görünmeyen bir el tarafından sanki teker teker şekillendirilip Latmos’a serpiştirilen kayaların arasında durmuş, kokuyu keyifle içine çekmişti. Gelincik, dağ gülü, yaban kekiği, zeytin ve nar çiçeği karışımı kokuya deniz meltemi de karışmıştı.

Menderes nehrini besleyen su kanalına yaklaştıkça artan kötü kokuyu unutmak için bir yandan burnunu tıkarken, bir yandan da Latmos’daki o meltemi düşünmeye çalıştı. Kokuya daha fazla dayanamayıp, avucundaki kolonyalı mendili ağzına, burnuna bir maske gibi bağladı. Biraz daha rahat nefes alabildiğini anladığında kanalın kıyısına doğru hızlı adımlarla yaklaştı. Yanı başında yürüyen balıkçı köylü de ondan farklı değildi. O da eliyle burnunu kapatmıştı.

Kanala vardıklarında manzara tahmin ettiklerinden çok daha kötüydü. Binlerce balık cansız bir halde suyun yüzünde birikmiş, bazı yerlerde kurtlanmaya başlamıştı. Kötü koku da işte bu çürüyüp, kurtlanan balıklardan geliyordu.

Ayaklarının dibinde ölü yatan, küçük parmağından bile küçük balıklar suyun gelgitleri nedeniyle karaya vurmuştu. Parmak kadar olan, bıyıklı çay balıklarına kederle baktı. Çine çayında, Menderes’in bir zamanlar yeşile çalan sularında şen şakrak oynayışları, oltanın, ağın içindeki halleri, tavadaki lezzetleri geldi aklına.

Su kanalını tıkayan ölü balıkların arasında sarı balıklar, İsrail sazanları, kefaller, yılan balıkları görülüyordu. Onların arkasında çok daha iri bir balık karnı yukarı gelecek şekilde suyun üzerinde yüzüyordu. Yirmi, otuz kilo ağırlığında olduğunu tahmin ettiği bu yayın balığı, yıllardır bu nehirde gördüğü en büyük yayındı.

İlerde, sazlara tırmanmış bir yılan gördü. Yılan suya değmemek için sazlığa sımsıkı sarılmış gibiydi. Onun biraz ötesinde küçük küçük su kaplumbağaları yan yatmış sazların üzerinde birikmişler, sudan mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışıyorlardı. Normal zamanlarda suyun içerisinde olması gereken bu hayvanların sudan korkmaları ve içgüdü ile ondan kaçmaları suyun artık yaşam değil ölüm taşıdığının bir göstergesiydi. Zaten, suyun yüzeyini kaplayan yüz binlerce balık bunun en acı kanıtıydılar.
***
Çok uzun zaman kalamadılar kanalın kıyısında. Birlikte geldiği balıkçı üç kilometrelik kanalın baştan sona bu manzara ile dolu olduğunu, sadece Menderes’in kanallarının değil, azmaklarda da durumun farklı olmadığını anlatırken neredeyse ağlayacaktı. “Yüzmeyi Menderes’in tertemiz sularında öğrendik. Pamuk çapasında suyunu tülbentle süzer içerdik. Suyu öldürdüler. Balıkların da kökü kurudu artık” dedi yürürken.

Üzerlerinden alçak uçuş yapıp ölü balıklara doğru giden tepeli pelikan ve sazlıkların içinde kümelenen diğer kuşlar adeta bayram yapmışçasına ölü balıkları yiyorlardı. Bu sefer de kuşlar için endişelendiler. Bu balıkları yiyen kuşlar etkilenecek miydi acaba? Balıklar zehirlenmişler miydi, yoksa sudaki kirlilik nedeniyle oksijensizlikten boğulmuşlar mıydı? Suda yaşayıp, su içinde boğulmayı düşününce çok garip geldi.

Menderes’in bu halinin onun sularıyla beslenen Bafa’yı ve Azap Gölünü de daha fazla kirleteceği ortadaydı. Zaten her iki göl de yıllardır kirlilikle boğuşuyor, yazın köpürüyordu.

Evsel atıklardan daha çok sanayi kuruluşları, tarım zehirleri ve son yıllarda jeotermal santrallerinin akışkanlarını boca etmesi nedeniyle Menderes adeta ölümünü bekleyen bir su haline gelmişti. Ölmeye yatan su içindeki canlıları da öldürüyordu artık. Sıra bu suların etrafındaki tarlalarda yetişen ürünlere ve bunları yiyen insanlara gelecekti. Aydın’daki kanser oranlarının korkunç artışı ile ilgili haberler geçti gözünün önünden, “Belki de çoktan geldi” diye düşündü, sazlıktan çıkarken.
***
Söke yakınlarındaki azmaklara da gittiler. Burada da yüz binlerce balık ölmüştü. Azmakların, ovanın ortasından geçirilen çift şeritli yollar tarafından ikiye ayrılmasının yarattığı trajedi geldi gözlerinin önüne. Sucul ortamdaki yaban yaşamının son sığınaklarıydı azmaklar.

Geçtiğimiz yıl nesli tükenmek üzere olan bir su samurunun otoyolun öbür yanındaki azmağa geçmek isterken araçların altında kalarak öldüğü aklına geldi. “Bir su samuru otoyolda neden araç altında kalıp da ölür ki?” diye düşünmüş ve onların bu çaresizliğine günlerce üzülmüştü.
***
Kepçe, su kanalına girerek kanalı tıkayan ölü balıklardan bir kısmını kenara çekti. Tıkanıklığı giden kanal, üzerinde yüz binlerce ölü balık olduğu halde Ege Denizine doğru hızla yol aldı. Denize akan balıkları izleyen Veterinerlik Fakültesinden  Prof. Dr. Serap Birincioğlu, nehrin kısa sürede kendini toparlamasının çok zor olduğunu söylüyordu gazetecilere; “8-10 çeşit balıkta farklı büyüklüklerde tonlarca balık ölümü var. Balıkların yeniden bu doğaya adapte olması ve yavrulaması zor”.
***
Ölü balıkların ağır ağır Ege Denizine doğru sürüklenmelerine çöküp kaldığı yerden, başını iki elinin arasına alarak baktı balıkçı Erkan Çiçek. Gecenin ikisinde üçünde, sicim gibi yağan yağmurlara, kırağı düşüren soğuklara, yılan, çıyan korkusuna aldırmadan, ekmek parası için, kaçak balık avına çıktığı günlerin artık bir hayal olduğunu görüyordu. “Bizim kaçak avlamamıza binlerce lira ceza yazan Orman görevlileri, Su Ürünleri ekipleri nerede şimdi? Balıkların yüz binlercesini birden zehirleyen fabrikalara niye ses çıkarmıyorlar” diye isyan ediyordu.
***
EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, “Toplu balık katliamı” yazdı bilgi notunun başlığına. Bütün gün gezip gördüklerini iç burkan fotoğraflarla birlikte yazıya döktü. Menderes’in eski görkemli halini anlatırken adının, “suyun salına salına akması, dolambacı, sarmalı” anlamına gelen “meander”den türediğine, Heredot’un 12 İyon kentine yurtluk yapan Menderes Deltasını “Uygarlıklar Vadisi” olarak tanımlamasına değindi.
Notunun sonuna, Menderes’in kıyısında M.Ö. 624 yılında doğan Miletli Thales’in “evrenin özü sudur” sözünü koydu.
İnsan, şimdi üzerinde yüz binlerce ölü balıkla, salına salına Ege’ye akan Menderes’i değil sadece, evrenin özünü de öldürüyordu!…