Seçim bildirgelerinde çevre

1,139 total views, 3 views today

Arif Ali Cangı

Yarın Dünya Çevre Günü ve seçime 19 gün kaldı.
Dünya Çevre Günü için herkes bir şeyler söyleyecek. Seçime giderken cumhurbaşkanı adaylarının, ittifakların, partilerin ve milletvekili adaylarının söyleyecekleri sözler daha bir önem kazanıyor.

Dünya Çevre Günü nedeniyle bu yazıyı seçim bildirgelerinde ‘çevre’ye ilişkin yazılanlara ayırmak istiyorum.

Önce Dünya Çevre Günü nereden çıkmış, ona değineyim 5 Haziran’ın “Dünya Çevre Günü” olarak anılmasına yol açan 1972 Stockholm B.M. İnsan Çevresi Konferansı Bildirisi’dir. Bildirinin 1. Maddesine göre; “…insanın; hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak temel hakkıdır. İnsanın bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu vardır…” Çevre hukukunun temelini oluşturan bu bildirgede, bugünkü ve gelecek kuşakların hakları birlikte ele alınıyor. Çevre hakkının en önemli yanı bu zaten, yani yalnızca bugün yaşayan kuşağı değil, henüz doğmamış gelecek kuşakları da ilgilendiriyor olması. O yüzden çevre hakkı aynı zamanda doğmamış çocukların, doğmamış canlıların, gelecek kuşakların da hakkıdır.

Bakalım; 24 Haziran’dan sonra Türkiye’yi yönetmeye talip olanlar, gelecek kuşakların da hakkı olan çevre hakkı için ne diyorlar?

AKP’nin cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için açıkladığı seçim bildirgesinde; “…Sürdürülebilir, kapsayıcı ve dengeli kalkınma yaklaşımı ile ülkenin bütün enerjisinin harekete geçirileceği, “Yeşil Büyüme” yaklaşımının sürdürülebilir bir perspektifle uygulanması için kararlılığın sürdürüleceği…” belirtiliyor. Yani şimdiye kadar ne yaptıysak daha fazlasını yapacağız deniyor. AKP’nin 2023 hedefi için vadettiği iki nükleer santral, Kanal İstanbul projesi, İstanbul’a üçüncü havalimanı çevre ve ekoloji politikaları konusunda kendini ele veriyor. Kısaca ne pahasına olursa olsun kalkınma ve büyümeyi hedefliyor, doğal olarak çevre hakkını önemsemiyor.

CHP’nin seçim bildirgesinde çevre ve ekolojiye ilişkin olarak “…Sera gazı salınımını azaltmaya yönelik sınırlayıcı düzenlemelerin hayata geçirileceği, çevre davalarında mahkeme masrafı alınmayacağı, bilirkişi masraflarının Hazineden karşılanacağı, kamuya ait olan su kullanım hakkının devredilmesine izin verilmeyeceği, su hakkını düzenleyen Su Kanunu’nun çıkarılacağı, doğanın sahibi değil, parçası olduğumuz yaklaşımının benimseneceği, meraların özel mülkiyet olmaktan çıkarılacağı…” yazılı. Bunun yanı sıra CHP’nin nükleer santraller konusundaki ürkek ve net olmayan tavrı devam ediyor; “Akkuyu ve Sinop nükleer enerji santrali projeleri gözden geçirilecek, uluslararası yükümlülükler çerçevesinde mümkünse iptal edilecek.”

İyi Parti’nin seçim bildirgesinde “Konut ve işyerlerinin bünyelerinde kendi tüketimlerine yönelik olarak yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretmeleri halinde, vergi istisnaları uygulayacağız” şeklinde herkesin kendi enerjisini üretebilmesinin teşvik edilmesine ilişkin önemsenmesi gereken vaatte bulunulmuş. Buna karşın, “Maden Kanunu’nu revize ederek, özellikle yerli madencilik yatırımlarının önünü açacağız” şeklinde madenciliğin yarattığı ekolojik yıkım ve kirlilik yok sayılmış durumda. Bildirgede nükleere ilişkin hiçbir söz yok.

Saadet Partisi’nin web sayfasında seçim bildirgesine rastlamadım, basına yansıyan bildirgenin çevre faslında; “…Tarımsal araziler heba edilmeden tarihi ve doğal doku korunarak estetik ve şahsiyetli şehirler oluşturulacağı, kentleşme, sanayileşme ve yapılaşmada ormanlar, meralar ve tarım alanlarının kullanılmayacağı, kıyı alanları, sahil şeridi ve koyların halka ait olduğu, bu alanların mülkiyetinin belli bir süreliğine de olsa gerçek veya tüzel kişilere devredilemeyeceği…” yer alıyor.

Seçim bildirgesinde çevre ve ekolojiye ilişkin en kapsamlı ve net mesajlar veren parti HDP. Bildirgeden küçük bir alıntı yapmak istiyorum:
• Evlere ve tarlalara takılan ön ödemeli sayaçları iptal edeceğiz. Tarlalara geçimlik tarım için gereken suyu ücretsiz vereceğiz.
• Biz’ler, enerjinin yerel halkın ihtiyacı için, yerinde üretilmesini sağlayacak projeleri destekleyeceğiz. Halkın ihtiyacı için gereken enerjinin, rüzgâr ve güneş kaynaklı yerinde üretimine öncelik vereceğiz. Bizler, enerjinin nakli ve dağıtımının özelleştirilmesine son vereceğiz.
• Nükleere ve radyoaktiviteye dayalı üretim ve yeniden dönüşüm yapılanmasına, tarım alanlarının, meraların, ormanların, kıyıların nükleer atık sahası olmasına izin vermeyeceğiz.
• Mersin Akkuyu ve Sinop nükleer santral projeleri iptal edilecek.
• Su kullanım hakkı anlaşmalarını iptal edeceğiz.
Bildirgelerde yazılanlar her şey değil kuşkusuz, ama oralarda dile getirilenler uygulanacak politikalar konusunda fikir verir.
Başa dönelim; Dünya Çevre Günü’nde 24 Haziran’ın bu yönünü düşünmekte yarar var. Yapacağımız seçimde; bugünkü ve gelecek kuşakların hakkı olan çevre hakkına dair, ekolojiye dair, yaşama dair, dünyanın geleceğine dair kaygılarımız da belirleyici olacaksa buyurun seçiminizi yapın.