Karga ve Koku

549 total views, 3 views today

Karga, geniş yaprakları sararmaya başlayan çınarın en uç dalından kalkıp karabiber ağacının ince yeşil yaprakları arasına konduğunda yağmur yeniden başladı. Sabah olmak üzereydi ve etrafı kaplayan kötü kokudan epey rahatsız olmuştu.

Özer Akdemir / Evrensel

Dün gece yarısı tünedikleri apartman çatısında birdenbire kargalar arasında huzursuz kıpırdanmalar başlamıştı önce. Sonrasında adeta kokuyu duymamak için kafalarını birbirlerinin kanat aralarına uzatmışlardı. Oysa son derece zayıftı koku alma duyuları. Buna rağmen, o yanmış plastik, kimyasal madde ve is karışımı koku onları bile rahatsız etmişti. Sabaha kadar sürdü koku.

On yıldır yaşadığı bu mahallede bazen aynı kokuyu hissetseler de bu seferki çok daha yoğundu. Akşam üzeri başlayıp yaz sonu sıcaklarını birazcık da olsa serinleterek hafif hafif yağan yağmur da kokunun etkisini arttırıyordu. Yağmur ve durgun rüzgarsız hava, yaşadıkları mahallenin üzerine yapışmış, koku kabus gibi çökmüştü.

Gece yarısından sonra karşı apartmandan bazı ışıkların yanıp, pencerelerin kapatıldığını gördü karga. Bulunduğu apartmanda da hareketlenmeler olmuş, hemen altlarındaki son kat dairede yaşayan yaşlı çiftin balkon kapısını kapatırken söylendiğini duymuştu.

Sabahleyin konduğu karabiber ağacında yağmurun ıslattığı yaprakların ıtırlı kokusu rahatlattı kargayı. Damlaların başından, göz kenarlarından, siyah kuyruğunu yıkayıp kaymasından keyif alarak, arada kanatlarını gerip yağmurun ince tüyleri arasına sızmasını sağlayarak uzun süre yıkandı.

Gün iyice ağardığında yağmur hafifledi. Koku yok denecek kadar azalmış, mahallenin içindeki hareket de artmıştı. Parkta uyuyan sokak köpekleri alanlarına yaklaşan yabancı bir köpeğe tehditkarca havladılar. Köpeklerin havlamalarından korkan birkaç kedi yakınlarındaki çınarların dallarına tırmandılar. Karga, tüm bu keşmekeşi de keyifle izledi bulunduğu daldan.

Yağmur tamamen durduğunda yiyecek bulmak için havalandı. Bir süre, geniş sokakları çınarlarla, karabiber ve palmiye ağaçlarıyla süslenmiş, her birinin önünde yeşil bahçeleri olan binaların üzerinde döndü. Binaların yanı başındaki parkın yürüyüş parkuru insanlarla doluydu. Bir süre sonra, iç içe geçmiş, labirent gibi dar sokakları olan evlerin üzerinden doğuya yöneldi. Kentin otogarının yanında yeni yapılmış AVM’lerin çöplerini boşalttığı yere doğru uçtu.

Otogarın hemen karşısına upuzun bir bina kondurulmuştu bir sene içerisinde. Karga, binanın her gün biraz daha yükselişini, çevresinde yeni yeni inşaatların temellerinin atılışını şaşkınlıkla izledi. Tanıdığı, bildiği mahalle, bir kaç yıl içerisinde değişmişti.

Giysileri ve elleri her zaman araba yağı siyahında olan işçilerin çalıştığı oto sanayi sitesi yoktu artık. Arabaların altına yatıp orada bir şeyler yapan küçücük çırakları, kalfaları bir elektrik telinin üzerine tüneyip seyretmeyeli çok olmuştu. Şimdi onların yerini başlarına sarı baretler takan, bellerinde emniyet kemerleri ile upuzun binaların kenarlarında dolaşan fosfor yeşili yelekler giymiş işçiler almıştı. Bir zamanlar otobüslerin arı kovanı gibi girip çıktığı otogarın çevresi şimdi iş makinelerinin, hafriyat kamyonlarının gürültüleri ile dolmuştu.

Mahallede tek değişmeyen şey, hemen otogarın karşısındaki fabrikaydı. Otogarla fabrika arasında şehirlerarası çift şeritli bir yol geçiyordu. Fabrikanın önüne upuzun söğüt ve kavak ağaçları dikiliydi. Her daim tozlu, hastalıklı, hüzünlü olan bu ağaçlara hiç konmazdı karga. Bir keresinde fabrikayı daha yakından görmek için konmuş, yaprakların, dalların üzerindeki tozların ayaklarına bulaşmasına, her konduğu ağaçtan ardı sıra tozların kalkmasına çok fazla dayanamamıştı. Fabrikanın kocaman bacasından ince bir duman tütüyordu. Gürültülü makineler hiç durmaya çalışıyorlar, dev gibi bir tambur içine dökülen taşları, kayaları ezip un ufak ediyor, haliyle de toz duman göğe yükseliyordu.

Dün geceki kötü kokunun bu fabrikadan geldiğini çoktan biliyordu karga. Fabrikanın yanı başına yaklaştığında geceleri civardaki mahalleleri kaplayan kokunun aynısını duyabiliyordu.

Karga, otogarın karşısındaki uzun binanın altına sıralanmış çöp varillerine yöneldi. Her gün, çeşit çeşit bir dünya yiyecek olurdu bu varillerde. Akşamın geç saatlerine kadar yüzlerce insanın girip çıktığı parlak ışıklı binanın kapanışına yakın lokantalardan getirilen artıklar bu varillere boşaltılır, sabah erken bir saatte, binadaki dükkanlar açılmadan, çöp kamyonları çöpleri almaya gelirlerdi. İşte karga, bu çöp kamyonları gelmeden gider, karnını doyururdu iyice.

Çoğu zaman kendisi gibi yiyecek aramaya gelen insanları da görürdü bu çöp varillerinin etrafında. Üstleri başları dökülen, saçı sakalı birbirine karışmış insanlar, yiyecek artıklarını toplarlar, yanlarında getirdikleri poşete koyarak, bir suçlu gibi utangaç, gizlenerek yakındaki mahallenin sokakları arasında kaybolurlardı. Küçük çocukları ile bir anne ya da zar zor yürüyen yaşlı bir adam, beli kamburlaşmış ihtiyar bir kadın, topal bir köpek, illa da kediler ve kendi gibi burayı çoktan keşfetmiş kargalar sabah yiyeceklerini bu çöplerden çıkarırlardı.

Kentin kalabalığı, ne kargaların, ne açlıklarını çöplerle gideren insanların farkındaydı oysa. Çoğu, gece sokakları dolaşılamaz hale getiren, pencere kapattıran kokuyu bile duymazdı. Kapılarını, yüreklerini, gözlerini dışarıya kapatmışlar, kendi içlerine gömülmüş, dünyaya kendi pencereleri dışında bakmayan bir hale gelmiş bu insanlar, hep aynı saatte kalkıp, aynı şeyleri yiyip, aynı araçlarla işe gidip, aynı yorgun yolları aşarak evlerine dönüyorlardı. Hafta sonları mahallenin yakınındaki bu ışıltılı binaları doldururlar, bütün bir hafta kazandıkları paraları burada bir günde savurur, yer, içer, çıkarlardı.

Karnını doyurdu karga. Havalandı. Beyaz dumanlar savuran fabrikanın yanına yaklaşmamaya özen göstererek otogarın üzerini turladı. Yağmurun yıkadığı sokakların arasından mahallesine doğru uçtu gitti.

***

İzmir’in içinde iki tane çimento fabrikası var. Her gün binlerce insanın gelip gittiği şehirlerarası otogarın tam karşısında bunlardan birisi. Öbürü de ondan birkaç kilometre ötede. Çimento fabrikalarına tehlikeli atık yakma izni verildi uzun zaman önce. Bu tehlikeli atıkların yakılması sonucu çıkan gazların içinde kalıcı organik kirleticiler bulunmakta. İzmirliler, başta kanser olmak üzere, birçok hastalığa neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanan bu gazları her gün soluyorlar.