Bir başka baharın umudu

150 total views, 3 views today


29 Temmuz 2018 04:06

     

2001 yılı haziranı. Sıcak bir gün. Bergama’ya bağlı Narlıca köyünde binlerce kişi köy meydanına toplanmış. Davullar, zurnalar, halaylar…

Tam bir şenlik havası var. Halayın bir ucunda mendil sallayan Köylülerin Sözcüsü Oktay Konyar’ın keyiften ağzı kulaklarında. Davulun tokmağı vurdukça, zurnacı zurnasını gökyüzüne kaldırdıkça Konyar’ın pos bıyıkları titriyor.

Yanı başında Bergama köylülerinin öncü kadınlarından Sabahat Gökçeoğlu var. Gökçeoğlu’nun başı yine dimdik. Yüzü mutlu, gururlu. Çakır gözleri gülüyor…

Narlıca’da o gün bir “zafer” kutlaması yapılıyor. Hemen birkaç kilometre ötede komşu Çamköy meydanında dikili olan “On Yedi Köyün Kitabesi”nde adı yazan on yedi köyden de insanlar gelmişler. Dahası, İzmir’den, Çanakkale’den, Ankara’dan, İstanbul’dan, Bergama köylülerinin ne kadar dostu varsa, şenliği duyan akın etmiş Narlıca’ya.

Kahveler dolu ağzına kadar. “Altıncıların gittiği kahve, maden karşıtlarının kahvesi” gibi bir ayrım kalmamış. Köylüler oturmuşlar, meydanda çekilen halaylara, davul zurnaya keyifle eşlik ediyorlar. Keçi peyniri, köy ekmeği, domates, biber de var masalarda.

Kalabalığın biraz ilerisinde kocaman bir kayanın dibine gençler çökmüşler. Kayanın üzerinde olanlar da var. Daha yenice bir kavgadan çıkmışlar gibi ya da her an kavgaya gireceklermişçesine ellerinde sopaları hazır.

Bergama köylüleri Narlıca’da bir “yargı zaferi”ni kutlamak için toplanmışlardı o gün. Oysa bu tartışma yıllar önce bitmeliydi. Ülkenin en yüksek yargı organı Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 1997 yılında “Siyanürle altın ayrıştırmada kamu yararı yoktur” demiş, kesin bir şekilde altın madenine kapıları kapatmıştı. O gün bitmesi gereken altın madeni tartışması bu yargı kararına uymak zorunda olan siyasi iktidar tarafından bitirilmedi. Yargı kararı hiçe sayılarak TÜBİTAK üyesi bir grup ‘bilim insanı’na ısmarlanan rapor sonrası madene yeniden yol verildi.

İşte Narlıca köyünde şenliklerle kutlanan “yargı zaferi” madenin çalışmasına olanak sağlayan bu izinle ilgiliydi. İzmir İdare Mahkemesi kararında, kesinleşmiş yargı kararına rağmen madene tekrar izin verilmesinin hukuk dışı olduğunu söylüyordu. Bergama köylüleri bu mahkeme kararını ellerine alarak Narlıca’da şenlik yapıyorlar, “zafer” ilan ediyorlardı.

Çamköylü Fatma Sezer o gün duygularını sorduğumda bana “Türkiye’de mahkemeler, yargıçlar varmış. İnşallah hükümet de vardır” diyordu.

Hükümetin köylüden yana olmadığı, “zafer”in de çok erken ilan edildiği anlaşıldı ilerleyen günlerde. Altın madeni her türlü yargı kararını aşarak üretimine devam etti. Maden karşıtı mücadelenin bastırılması için de her türlü “kirli” yol ve yöntem denendi.

***

Bergama köylüleri, 2001 haziranından sonra bir daha o kadar büyük kalabalıklarla bir araya gelemediler. Hareketin en kitlesel olduğu o günlerde piyasaya sürülen “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı kitap, tek dertleri sağlıklı bir çevrede yaşamak olan köylüleri adeta “dış güçlerin maşası, Alman casusu” ilan ederek karalıyordu. Dr. Necip Hablemitoğlu adlı bir akademisyenin yazdığı, altın madencileri tarafından baskısı, dağıtımı desteklenen kitap, iktidarın ve medyanın da önemli katkısıyla amacına ulaşıyor, Bergama köylü hareketine yönelik kamuoyunun sempatisi bir algı operasyonu ile tersine çevriliyordu.

Hablemitoğlu’nun sahte bilgi ve belgeler üzerine kurguladığı kitap, onun bir buçuk yıl sonra 2002 aralık ayında, evinin önünde faili meçhul bir suikasta kurban gitmesinin ardından dokunulamaz oldu. Yazarı öldürülen kitap altın madencilerinin başucu kitabı haline geldi…

Madenin bundan sonraki gelişim seyri ise daha da ilginçti. Önce, bugün ‘FETÖ’cü diye aranan Akın İpek’in Koza Grubuna satıldı maden. Ondan sonra da AKP iktidarı iş birliği içinde olduğu Gülen Cemaatinin bu şirketine “ne istedilerse verdi”…

Darbe teşebbüsü öncesi AKP-FETÖ arasında başlayan dalaşta devlet tarafından el konulan madeni bugün de hiç bir yargı kararı etkilemiyor. Bunun en son örneği ise geçtiğimiz günlerde yaşandı.

Madene verilen ÇED olumlu belgesi -artık kaçıncısı ise- mahkemece iptal edildi. Zaten mahkemenin iptal ettiği ÇED’in yerine verilen ÇED’de iptal edilmişti. Bergamalılar, altın madeni tehdidi altındaki Kozak Yaylası’nda bu mahkeme kararını yine “zafer” olarak kutlayacaklarını açıkladıklarında 2001 haziranında Narlıca’daki o şenlik geldi gözlerimin önüne.

Yargının neredeyse tamamen siyasallaştığı bir ortamda, uzun zamandır iktidarın desteklediği bir faaliyetin, ekolojik hassasiyetler gerekçe gösterilerek verilen bir yargı kararı nedeniyle durdurulması neredeyse olanaksız hale gelmişti oysa. Onca emekle kazanılan dava sonucu madenin kapısına mühür vurmak da çözüm değildi. Maden, mühür vurulduktan sonra ertesi gün yeniden açılmıştı, hem de kaç kere. Doğa hunharca katledilmişti Bergama’da. Ovacık’taki tesisler sökülmeden de bir ‘zafer’den bahsetmek olanaksızdı. Öyle de oldu!

“Hâlâ vicdanlı yargıçlar varmış” dedirten mahkemenin bu kararının mürekkebi kurumadan, Bergamalılar Kozak’ta o basın açıklamasını yapmadan şirket borsaya yeni ÇED için başvurduğunu açıklıyordu!…

***

Çamköy’deki 17 köyün kitabesinin etrafını ayrık otları bürümüş durumda. Yıllar önce direniş destanı yaratan 17 köyün ağzını bıçak açmıyor bugün. Her “zafer” diye umutlanılan yargı kararında ışıyan yüzler, madenin çalışmasına en ufak bir zeval gelmediğini görünce yavaş yavaş karardı. Umutlar bir başka bahara ötelendi…

Bugün Bergamalılar, bağımsız bir yargının yanı sıra bu yargı kararını uygulayacak halktan, hukuktan, adaletten, doğadan yana bir iktidar olmadığında mahkeme kararlarının suya yazıldığının canlı tanıklarıdırlar. “Zafer”i ancak böyle bir iktidarı iş başına getirdiklerinde kutlayabileceklerini de en iyi bilenlerdir.

Bir başka baharın umudunu hep canlı tutanlardır, Bergama köylüleri…

https://www.evrensel.net/yazi/81957/bir-baska-baharin-umudu