İncir ve Anadolu Kaplanı

267 total views, 3 views today


05 Ağustos 2018 04:10

     
Özer AKDEMİR

Rahmanlar Deresi’nin geniş yatağının içini ılgınlar bürümüş. Tire’ye gelmeden hemen önce, ovanın ortasına doğru, ufalmış, büzülmüş, küçücük bir avuç su olmuş akıyor. Oysa bu ova, bu her yerinden bereket fışkıran kırmızı, sarı, mor, yeşil topraklar bin yıllardır Rahmanlar Deresi’nin suyu ile sulanırdı.

Ova uçsuz bucaksız. Mısırlar insan boyunu geçmişler. Kız saçı gibi sarı püsküllerini dökmüşler yeşil giysilerinin üzerine.

Irgatlar sarı sıcağın altında kırmızı, pembe domatesleri, ayva tüylü sulu şeftalileri topla topla bitiremiyorlar.

Biberler eylim eylim, parmak parmak uzamış gitmişler. Görenin ağzını sulandıracak kadar taze, parlak yeşil. Kimisinin rengi sarıya çalmış, kimisi kırmızıya dönmüş.

Tire Ovası’nda hasat coşkusu var. Toprak doğuruyor. Emeğin karşılığını cömertçe sunuyor üstündekilere. Topraktan bir buğu tütüyor. Buğu mavi, yeşil, mor dağlara doğru akıp gidiyor. Dağın tepesinden kalkan akça bir bulut, uçsuz bucaksız görünen ovanın üzerinde nennilenip duruyor. Söğütlerin, top selvilerin gölgesinde ırgatlar oturmuşlar öğle yemeklerini yiyorlar. Terleri sırtlarında, alınlarında kurumuş. İştahla kaşıklıyorlar pilavı, domates salatasını.

Efil efil bir yel esiyor. Yüz yaşındaki bir pelitin gölgesi bir adım ötedeki sarı sıcakla inatlaşıyor. Gölge diyor “Burada benim hükmüm geçer, yakıp kavuramazsın burasını”. Güneş gülüyor bildik bildik; “Sen dur hele, dur! Her gece beni koynunda uyutan denize doğru biraz daha eğileyim. Gölgenin hükmü kalır mı bakalım o zaman, koca Tire Ovası’nda. Dur hele sen, dur!”.

Yol, teveklerin altında sarısı, yeşili birbirine karışmış sere serpe yatan kavunların, her kökte 10-20 domatesin sarktığı domates tarlalarının ortasından akıp gidiyor. Tire’de Çeşteman Kavağı’nın altından geçiyor sonra. Aslında bir doğu çınarı bu ama Tireliler Çeştaman Kavağı diyorlar. Kır bekçisi demek çeşteman. Bir zamanlar kır bekçilerin altında toplanıp dağıldığı bu çınar 800 yaşından daha da büyük. Rodos seferine çıkan Kanuni otağını bu çınarın altına kurmuş. Koyu gölgesinde Yıldırım Beyazıt, İbn-i Batuta, Fransız Yazar Le Martin dinlenmiş.

İlginç bir öyküsü de var çınarın; 1930’larda belediye ağacı bir tüccara kereste fiyatına satmış. Tire’nin doğasever genç Nüfus Memuru Faik Tokluoğlu kendini ağaca zincirleyerek kurtarabilmiş çınarın kesilmesini. Sonrasında iş mahkemeye gitmiş. Ağacın yaşını, tarihini öğrenen hakim “Tarihi gören bu ağacı kesmek yasaktır. Bu ağaç anıt ağaçtır” kararı vermiş. Bu kararın ardından ilçedeki birçok ağaca “Anıt ağaçtır kesilemez” levhası asılmış. İşte bugün Tire’de üzerinde envanter numaraları olan birçok anıt ağaç olmasının nedeni de bu.

***

Tire’den çıktıktan sonra ovayı geride bırakıp dar bir vadi içine sarıyor yol. Yemyeşil, küçük küçük tarlalar, incecik akan derelerin etrafında söğütler, top selviler, çınarlar. Yol, tepelerin arasından kıvrıla kıvrıla ilerliyor. 40-50 yıl öncesine kadar meşe ormanları, delice zeytinlikleri, menengiçler, kestane ağaçları ile bezeli olan bu tepelerdeki ağaçlar sökülmüş zaman içerisinde. Şimdi incir, zeytin bahçeleri ile dolmuş bütün yamaçlar. En ulaşılmaz gibi görünen yerlere bile dikmişler zeytinleri, incirleri.

Ortasından nazlı derelerin aktığı bu vadilerde kurulu 7-8 köyde yaşayan 7 bin 500 kişinin en önemli geçim kapısı incirler. 20 bin dekar arazide her yıl ortalama 8-10 bin ton incir üretiyorlar. Bu ballı incirlerin neredeyse tamamını da yurt dışına satıyorlar.

Başköy bu köylerden birisi. İncir bahçeleri içinde kaybolmuş adeta. Bir gün, köyün yanındaki hazine arazisine jeotermal enerji santrali kurulacağı haberi gelmiş köye. O günden bu yana hop oturup hop kalkmış köylüler. Nasıl endişelenmesinler ki?

Dağın öte yanı Aydın toprakları. Komşuları, hısımları, akrabaları olan Aydınlıların, Germenciklilerin yıllardır JES’lerin elinden neler çektiklerini çok iyi biliyorlar. Aydın illerinde sarı lop incirler dallarında kururken, hastalıktan çürürken, dağın bu yanında sağlık fışkırıyor, bal damlıyor her bir incirden.

“JES’lerden değilse ne?” diyor kö-yün halkı. “Yüzyıllardır aynı incirleri üretiriz, aynı zamanda hasat eder, satarız. Sarı lop incir dağın bir bu yanında bir öteki tarafında yetişir. Şimdi Aydınlılar kan ağlıyor. İncir’in ana vatanı Germencik’in girişindeki tabelaya “ Jeotermal enerji kenti” yazmışlar. İncir bahçeleri hastalıklı, zeytinlikler kuruyor. Aynısı bizim burada da olacak JES kurulursa”.

Sadece köylüler değil yıllardır ziraatçılar da söylüyor bunu, bilim insanları da.

Bir sabah kadını erkeği, çocuğu, yaşlı, genciyle köy meydanını doldurdu Başköylüler. Dar sokak aralarından, cevizlerin, asmaların, çınarların gölgelediği avluların içinden, yemiş bahçelerinden akın akın köy meydanına toplandılar. Yediden yetmişe “İncirimizin yok edilmesine izin vermeyeceğiz” dediler.  Ne zorluklarla incir bahçelerini meydana getirdiklerini anlattılar. Yol yok, su yok, sırtlarında taşıdıkları testilerle, güğümlerle fidanları suladıklarını, bir çocuk büyütür gibi büyüttüklerini…

Kadınlar, “Siz, 20 yaşına getirdiğiniz evladınıza zarar gelmesine izin verir misiniz?” dediler. İncir onlar için bir ağaç, meyve olmaktan çıkmış, ailenin bir üyesi, çocukları haline gelmiş adeta.

Ertesi gün, JES kurulacak yerde ölçüm yapmak isteyen üç kişinin başına toplandı köylüler. Bir anda bin köylü oldu, öfkeli, kararlı. Mal müdürü gelip bu kişilerin kendi çalışanları olduğunu, şirketle bir ilişkilerini bulunmadığını anlatana kadar da saatlerce salıvermediler.

Bir zamanlar Anadolu kaplanının yaşadığı son yerlerden bu vadi. Tire’nin yanı başındaki köyün adı bu yüzden Kaplan köy. Bugün, susuz yatağında ılgınların büyüdüğü Rahmanlar Deresi’nden su içmiş alaca bir kaplan. Yavrusundan birini bu derenin coşkun sularında yitirmiş, diğerini avcıların namlusunu ucunda. Öfkesinden, üzüntüsünden ölmüş derler son Anadolu kaplanı için. Kimi de der ki Latmos’a, hatta başı karlı Munzur’a doğru almış başını gitmiş, imi timi belirsiz olmuş.

Tire’den İncirliova’ya kadar olan vadinin içindeki tüm köyler birer Anadolu Kaplanı gibiler bugünlerde. Tetikte, yaşam alanına yaklaşanı parçalayacak kararlılıktalar. Avcıların acımasız ellerinde yok olup gitmemek için direnmekten başka çareleri olmadığını Anadolu kaplanının acıklı sonundan  biliyorlar.