FUKUŞİMA BASIN AÇIKLAMASI

645 total views, 3 views today

11 Mart 2011 tarihinde Japonya`da, öngörülenin çok üzerindeki büyüklükte gerçekleşen deprem ve onun yol açtığı tsunami, binlerce insanın ölümüne ve “FukuşimaDaiçi Nükleer Santrali”nde tarihin en büyük iki nükleer kazasından birisinin oluşmasına neden oldu. Bu felaket bize, doğayla oyun olmayacağını açıkça gösterdi.Fukuşima nükleer felaketinin üzerinden 8 yıl, Çernobil’in üzerinden ise 33 yıl geçti. Bu felaketlerin neden olduğu can ve mal kaybı ile radyoaktif kirliliğin boyutlarına ilişkin sağlıklı bir resmiaçıklama yapılmazken kazanın boyutları ancak bağımsız araştırmacıların çabalarıyla ortaya çıkarılabildi. Esasen, nükleer kazaların büyük çoğunluğu, kamuoyundan gizlenmektedir. Radyoaktif kirlilik nedeniyle her iki bölge de halen yeniden yerleşime açılamamıştır. Günümüze kadar 700 dolayında nükleer kaza oluşurken bu kazaların neredeyse tamama yakınının kamuoyundan gizlendiği bir gerçektir.

Elektrik üretim teknikleri arasında insan yaşamını ve doğayı olumsuz yönde en çok etkileme olasılığı bulunan nükleer santraller, iddia edilenin aksine hem işletme hem de söküm maliyetleri bakımından en pahalı enerji üretimi yöntemleridir. Diğer enerji kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle nükleere yönelen ülkeler bile Fukuşima sonrası, nükleer programlarını durdurmuş veya askıya almıştır.

Ülkemizde ise -bu felaketlerden ders alınmamış olacak ki-Akkuyu‘da ve Sinop’ta, (en büyük iki felaketin yaşandığı) Rusya ve Japonya’ya nükleer santral kurdurtulacaktır. Üstelik Rusya’nın kuracağı santral hiç denenmemiş bir teknikle yapılacaktır. Ülkemiz ve halkımız deneme tahtası mıdır. Bu durum, hükumetin tüm uyarılara kulağını tıkadığının açık göstergesidir.  Oysa Türkiye’de, nükleer santrallere değil, enerjinin etkin kullanımına ihtiyaç vardır. Elektrik Mühendisleri Odası verileri, bir enerji açığımızın olmadığını, tersine enerji fazlasının olduğunu; ancak kayıp ve kaçaklar ile enerjinin yanlış kullanımının asıl sorun olduğunu ortaya koymaktadır. En küçük kazaların etkileri, nesiller boyunca sürmekteyken, nükleer atıkların güvenli bir şekilde depolanması gibi henüz çözülemeyen temel sorunlar varken, nükleer santrallar seçenek olarak bile tartışılmamalıdır. Nükleerde sıfır risk yoktur.Bir nükleer kazada ortaya çıkacak yüksek şiddette radyasyon, öngörülemeyecek hastalık ve anomalilere neden olacak;çok geniş bir alanı nesiller boyu yaşanamaz hale getirebilecektir. Kazaların önemli bir bölümü, insan kaynaklı hatalardan veya öngörülemeyen basit nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Olası kaza risklerini küçümseyen yönetim anlayışı, bırakın nükleer bir kazayı, İzmir Gaziemir’de ortaya çıkan radyoaktif atıklar için bile çözüm bulamamıştır. Kurşun fabrikası sahasında, 2007 yılında tespit edilen radyoaktif kirlilik sorunu halen çözülememiştir. Manisa Köprübaşı ve Aydın Kisir köylerindeki uranyum madenlerinin, denetimsiz olarak çalıştırılıp güvenlik önlemleri alınmadan terk edildiği ortaya çıkmıştır. Bu madenler, halkın sağlığını tehdit etmeye devam etmektedir. Nükleer santrallerle karşılaştırıldığında, radyoaktivite yönünden çok daha az risk oluşturacak bu tesislerin bile denetlenerek, gerekli önlemlerin alınmasının sağlanamamış olması, endişelerimizi arttırmaktadır.

Akkuyu, Akdeniz içerisindeki dalma batma fay zonlarının etkisindedir.Geçmişte bu zonlarda çok büyük depremler ve sonrasında tsunamiler oluşmuş olması, yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali için, öngörülemeyecek riskler taşımaktadır. Sinop ise Karadeniz’in kuzeyindeki faylarda oluşacak bir depremin yaratacağı tsunamilere açıktır.

Tüm dünyada, nükleer santrallerin kurulmasından vaz geçilirken ve hatta var olan santraller kapatılırken, ülkemizde iki santral birden kurulması inadını anlamak olanaksızdır.Kazaların yarattığı büyük tahribatlar, nükleer santrallerden vazgeçilmesi için ciddi birer uyarı niteliğindedir. Çernobil`de ve Fukuşima’da yaşanan felaketlerin olumsuz etkileri halâ sürerken, ülkemizin nükleer bir maceraya sürüklenmesine “HAYIR” diyoruz.

Bir kez daha haykırıyoruz:

Nükleere Hayır, Yaşasın Hayat!

NÜKLEER MACERAYA HAYIR!

EGE ÇEVRE VE KÜLTÜR PLATFORMU (EGEÇEP)  YÜRÜTME KURULU