21 MART DÜNYA ORMANCILIK VE 22 MART DÜNYA SU GÜNÜ

753 total views, 6 views today

Bilindiği gibi 21 Mart,DÜNYA ORMANCILIK GÜNÜolarak kutlanıyor. 22 Mart ise DÜNYA SU GÜNÜ. Birbirleriyle bağlantılı olan bu iki önemli gün, dünya iklim döngüsüyle doğrudan ilişkilidir.Tüm canlıların en doğal hakkı olan su, uygulanan yanlış politikalar sonucu günümüzde hızla azalmakta, kirlenmekte ve tekelleşmektedir. Ormanlarımız ise yangınlar, madencilik, sanayi, kentleşme baskıları altında tüketilmektedir. Bu nedenle Dünya Ormancılık günü ve Dünya Su Günü, giderek “kutlanacak” birer gün olmaktan çıkmaktadır.

Kullanılabilir sularımız azalıyor. Bir yandan küresel iklim değişikliği sonucu kuraklık artışları,diğer yandan suların yanlış kullanımı, sularımızın hızla azalmasına neden olmaktadır. Hızlı nüfus artışı, kişi başına düşen su miktarının azalmasındaki bir başka etmendir. Hepimiz, sağlıklı suya erişimin her yıl daha da zorlaştığının farkındayız. 

Ülkemizde toplam kullanılabilir su miktarı 112 milyar m3 olup kişi başına yıllık su tüketimimiz ise  2011 yılında 1519 m3iken günümüzde bu rakam 1333 m3 e düşmüştür. Bu rakamlara göre, su zengini değil, su fakiri bir ülkeyiz. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay, “2030 yılında kişi başına düşen su miktarının bin metreküplerin altına ineceğini” ifade etmektedir. “Bu nedenle yer altı ve yer üstü su kaynaklarımıza sahip çıkmalı tarımsal, evsel, maden ve sanayi kökenli kirlilikten koruyucu önlemleri almalı ve suyu tasarruflu kullanmalıyız” demektedir.Bazı araştırmalara göre, su kaynaklarının yaklaşık yüzde 69’u tarımsal amaçlarla kullanılırken, yüzde 19’u sanayi sektörü ve yüzde 12’si ise evsel kullanım için tüketiliyor.

Su, tüm canlıların vazgeçemeyeceği, yaşamın en temel kaynağıdır; temel yaşam hakkıdır. Buna karşın su, ticari bir meta haline dönüştürülmüştür. Mahalle haline getirilmiş olanköylerdeki sulara saat takılarak ücretlendirilmektedir.Köylünün, çiftçinin geçim kaynağı olan, tarlalarını sulamak amacıyla kullandığı sular ücretli hale getirilmektedir.

Öte yandan, sanayici ve madenci, açtığı sondaj kuyularından kullandıkları suya sadece atık su bedeli ödemektedir. O da saptanabilen kullanımları için.

Akarsularımızın neredeyse tümü üzerine sulama ya da enerji barajları (HES) kurularak, doğal akışlarından koparılmaktadır.Bu sulardan kimileri yüksek rant elde ederken, canlıların suya erişimi önünde büyük engeller oluşturulmaktadır.

  • Yaşamın sürdürülmesini değil sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen hükümetler, sularımızı sanayiye ve madencilere peşkeş çekmektedir.

İzmir’in en önemli su havzalarından Çamlı havzasına yapılması planlanan ve 300.000 kişiye su sağlaması düşünülen Çamlı barajının yapımından, EfemçukuruAltın Madeni nedeniyle vaz geçilmiştir. İzmir halkının temiz suyu, Kanada kökenli altın madenine feda edilirken İzmir’in gereksindiği su, 130 km ötedeki Gördes barajından getirilmeye çalışılmaktadır. Bu barajın bir türlü su tutamaması bir yana, suyun farklı havzalara taşınması da ayrı bir ekolojik yanlışlıktır.

Soruyoruz: MADENCİLİK Mİ, SUYUN KORUNMASI MI?!..

Soruyoruz: SU, SANAYİDE Mİ YOKSA KENTLERDE, TARLALARDA MI UCUZ OLMALI?!..

Su havzalarında, mutlak koruma alanı, 300 metreden 100 metreye düşürüldü. Madencilik yapılabilecek alan ise 1000 metreye düşürüldü.

HALK SAĞLIĞI KİMİN UMURUNDA!..

Ve Açıklıyoruz;

  • Suyun ve enerjinin ticarileştirilmesi amacıyla kurulan ve kurulacak olan tüm barajların yapılmasına karşıyız.
  • Bütün su havzalarının koruma altına alınması, su havzalarında madencilik ve kirletici sanayi faaliyetleriyle mevcut havza işgallerine son verilmesini istiyoruz.
  • Yaşamlarını geçimlik tarım yaparak sürdüren küçük çiftçilerin sulama
    sularının paralı hale getirilmesine karşıyız. Akarsuları, gölleri, göletleri şirketlere teslim ederek, sadece parası olan çiftçilerin suya erişimine neden olacak olan su özelleştirmelerine göz yummayacağız.
  • Suyun ticarileşmesi sonucunda, yeterince su kullanabilme olanağı bulamayacak olan halkların, toplumsal ölçekte artacak zehirlenme, bebek ölümleri, salgın hastalıklar, sakat doğumlar ve benzeri sağlık riskleri ile karşı karşıya kalmaktadır.
  • Evlerde, 4 kişilik ailenin gereksinimini karşılayacak miktarda su tüketiminin ücretsizsağlanmasını talep ediyoruz.
  • Yeni sulama barajları yapmak için harcanacak paraların, damla sulama tesislerinin kurulmasına harcanması gerektiğine; böylece üretimin daha çok artacağına ve maliyetin düşeceğine inanıyoruz.
  • Enerji amaçlı barajların ve HES regülâtörlerinin, ekolojik dengeyi bozduğunu, baraj ve HES yapımı yerine kayıp–kaçak oranının düşürülmesinin ve enerjinin etkin kullanımının sağlanmasınınşart olduğunu vurguluyoruz.
  • Aşırı su tüketen kirli sanayilerden vazgeçilmelidir.
  • Başta Gediz ve K. Menderes olmak üzere akarsularımızın havzalarında kurulu sanayi tesislerinin, en az sulama suyu seviyesinde arıtma yapmaları sağlanmalı, bunu yapmayan kuruluşlar kapatılmalıdır. Bu akarsularımızdaki aşırı kirliliğin giderilmesi için bilimsel çalışmalara hızla başlanmalıdır

Ormanlar ise canlı yaşamının sürmesi için korunması gereken, dünyanın en önemli ekolojik varlıklarıdır.İnsan yaşamının temel öğesi olan su, toprak ve temiz hava, ormanlar tarafındanüretilmektedir. Ormanların yok olması, yaşamın yok olmasıdır. Sanayileşme, aşırı nüfus artışısonucunda kentlerin büyümesi, çevre kirliliğini arttırmaktadır. Ormanların azalması, insan yaşamını tehdit eden atmosferik ortamların oluşmasına nedenolmaktadır.

Talancı zihniyet, ormanları yalnızca “odun” olarak görüyor. Onlara göre; ormanlar alınıp satılabilecek, tüketilecek bir maldır. Üstelik orman ekosistemi, orman alanları tahrip edilerekkurulan Rüzgâr Enerjisi santralleri (RES’ler) yüzünden de büyük zararlara uğratılmaktadır.

Küresel iklim değişikliği, atmosferdeki karbon oranının ve sera gazlarının artışı, hava kirliliği,çölleşme, kuraklık, temiz su rezervlerinin azalması, toplumları ve dünyayı tehdit etmekte,ormanların önemini bir kat daha artırmaktadır.

Ormanların öneminin her geçen gün artmasına karşın,BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) kaynaklarına göre dünyaorman varlığı azalmakta, özelliklede uluslararası tekellerin yönlendirmesiyle, ormansızlaşma geri kalmış ülkelerde giderek artmaktadır.

Ülkemizde de uzun yıllardan bu yana yoğun bir ormansızlaşma yaşanıyor. Anayasalkoruma altındaki ormanlarımızın Anayasa’ya aykırı çıkarılan mevzuatlar ile tahrip edildiği,Anayasa’da sınırları çizilmiş, kamu yararı adına sınırlı olarak verilebilecek izinler için nekadar hoyratça davranıldığı ve ranta kurban edildiği açıkça görülen vakalardır.

Ormanlar, politikacılar tarafından ne yazık ki politik yatırım aracı olarak görülmektedir.Bu anlayışla, Anayasa ve ormancılıkla ilgili yasalarda defalarca, “orman ve ormancılıkaleyhine” değişiklikler yapılmış, binlerce hektar orman arazisi üzerindeki bitki örtüsü yokedilerek “orman niteliğini kaybetmiştir” gerekçesi ile orman sınırları dışına çıkarılmıştır.

  • Şimdi herkesin ormanların bekçisi olma zamanı. Canlı yaşamının sürmesinden, hukukun üstünlüğünden yana olan herkesi, ormanları “odun” olarak gören zihniyete karşı mücadele etmeye çağırıyoruz. 

EGEÇEP TÜM BİLEŞENLERİYLE, CANLILARIN YAŞAM KAYNAĞI OLAN SUYUN METALAŞTIRILMASINA VE ORMANLARIN YAĞMALANMASINA KARŞI HER TÜRLÜ HUKUKSAL VE MEŞRU ÇABAYI HARCAYACAKTIR!..

EGE ÇEVRE VE KÜLTÜR PLATFORMU (EGEÇEP) YÜRÜTME KURULU