Doğa, ihanetinizin intikamını alır

120 total views, 3 views today

Doğancan Bingöl
Ege Çevre ve Kültür Platformu Kurucu Üyesi ve Eşsözcüsü Alime Mitap Yalçın, doğa ile birlikte uyum içinde yaşamanın önemine dikkat çekerek, ‘Biz insanlar doğayı hep kendimiz için dizayn ediyoruz. Büyük evler yapıyoruz. Betonlarla kaplıyoruz. O evleri yaptığımız alanlarda binbir çeşit canlı da yaşıyor. Doğaya ihanet ettiğimiz zaman, doğa intikamını alır’ uyarısında bulunuyor

Geçim kaygısı nedeniyle çevreye verilen zarara ses çıkartamayan binlerce insanın sesi olmak için çabalıyorlar. Ege Çevre ve Kültür Platformu, Ege Bölgesi’nin problemlerine çözüm üretmek için gecelerini gündüzlerine katarak çalışıyor. Aliağa-Foça bölgesinde her geçen gün artan çevre sorunlarına başkaldırıp seslerini yükseltiyorlar. Çimento fabrikalarının bölge halkına verdiği zarara göz yummadan dertlerini insanlara hukuki yol ile aktarmak için mücadele veriyorlar. EGEÇEP Kurucu Üyesi ve Eşsözcüsü Alime Mitap Yalçın, hayatını doğanın güzelliklerine adamış ve bu güzellikleri korumak için yıllardır mücadele veren bir aktivist. Ressam ve yazar kişiliği ile bilinen Yalçın, ilhamını doğanın sanatsallığından alıyor. Buluşmadan günler öncesinden hazırlanarak donanımlı bir şekilde sorularımıza cevap verdi. Ülkesindeki doğal güzellikleri kaybetmemek ve katlayarak EGEÇEP olarak tek yumruk olmuşlar. Yalçın, çevrenin dünü, bugünü ve geleceği hakkında bize samimi cevaplar verdi.

EGEÇEP olarak hangi konular ile ilgileniyorsunuz ? Hangi sorunlar üzerinde yoğunlaşıyorsunuz?

Ege’ye akan tüm akarsular çeşitli nedenlerle aşırı derecede kirlendi. Madenlerin, sanayinin, jeotermallerin atıkları, bu kirliliğin ana nedenleri. Çoğu akarsularda artık canlılar yaşayamıyor. Akarsular, havzaları besleyen başlıca unsur bu nedenle kirlendikleri zaman tüm havza ve denizler de olumsuz etkileniyor. Bir zenginlik gibi sunulan altın madenleri, gerçekte çok büyük çevre sorunları yaratıyor. Bunlar sadece işletmecileri için zenginlik sağlıyor. Çoğu kanserojen olan ağır metal içerikli milyonlarca ton maden atığı ise tam bir çevre felaketi yaratıyor. İzmir’in en temiz içme suyu havzası olan Efemçukuru’nda işletilen altın madeni yüzünden 300 bin kişiye içme suyu sağlayacak olan Çamlı Barajı yapılamadı. Biz bunların karşısında durmak için çaba gösteriyoruz. Başta İstanbul olmak üzere bir çok kentten İzmir’e yönelik yoğun bir göç var. Bunun sonucu İzmir, son zamanlarda aşırı bir yapılaşma baskısı altında. Buna bağlı olarak trafik, su, elektrik, güvenlik gibi sorunlar artmakta. Atık su ve katı atık sorunu her geçen gün şehrimizi çürütüyor, yok ediyor.

Ekosistem de etkileniyor

İzmir’in en önemli çevre sorunu nedir? Siz bu sorunların çözümü için neler yapıyorsunuz?

Aliağa-Foça yöresinin çevre sorunları çok önemli. İzmir’in hava kirliliğinin en büyük kaynaklarından birisi bu yöre. Aliağa’daki demir çelik fabrikaları, haddehaneler, petrokimya tesisleri, termik santraller, gemi söküm tesisleri hep bu yörede. Buradaki hava kirliliği, yalnız o bölgeyi kirletmiyor, hakim rüzgarlarla, İzmir’e de taşınıyor. O yöredeki kanser oranı, Türkiye ortalamasının 4 katı. Üstelik, sadece hava değil deniz de hem kirleniyor hem termik santrallerin atık sularıyla ısınıyor. Yani, deniz ekosistemi de etkileniyor. Eskiden içinde yüzülebilen İzmir Körfezi bugün kıyısından geçenleri bile rahatsız edecek kadar kirli. Sanayi atıkları, evsel atıklar, gizlice veya açıkça Körfez’e aktarılıyor. Körfez acilen temizlenmeli. Gaziemir’deki eski bir kurşun fabrikasında ortaya çıkan nükleer atıklar, tüm İzmir’i tehdit ediyor. Sadece nükleer santrallerde oluşabilen bu atıklar oraya nereden ve nasıl geldi? Yetkililer buna yanıt veremediği gibi, o atıkları halk sağlığına uygun bir şekilde bertaraf etmeyi de başaramadı henüz. 3-4 yıl önce uzmanlar bir radyasyon ölçümü yaptı ve burada sınır değerlerin çok üstünde radyasyon varlığı saptandı. Bu konuyla ilgili davalar açıldı. Hem TMMOB hem de EGEÇEP dava açtı. Davalar sürüyor.

Yok edilme tehdidi

Şehirde bulunan bazı fabrikalara da karşı olduğunuzu biliyoruz. Bu fabrikalar istihdama ve şehir ekonomisine katkı sunmuyor mu?

İzmir’in içerisindeki iki adet çimento fabrikasının yarattığı kirliliğe hepimiz tanığız. Yörede insanlar, çamaşırlarını balkona asamıyor, astım başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarıyla boğuşuyorlar. Bir kısmı kentlerin içerisinde olmak üzere yüzlerce taş ocağı ise hem yeraltı sularımızı kirletiyor hem ormanlarımızın yok olmasına neden oluyor. Görüntü kirliği yaratıyor. Yine enerji ihtiyacı bahanesine sığınılarak, neredeyse tüm tepelere, meralara, rüzgar enerji santralleri kuruluyor. Karaburun Yaylaköy’de olduğu gibi bazı köyler taşınmaya zorlanıyor. Tarlalar, güneş enerji santralleri ile işgal ediliyor. Hemen her dere üzerine HES kuruluyor. Büyük çevre sorunları yaratan ve çevreyi çok kirleten termik santraller bölgemizin Aliağa –Yeni Foça yöresinde yoğunlaşıyor. Ayrıca jeotermal santraller ise tarımsal ürünlere çok zarar veriyor. Dünyada hızla terkedilen nükleer enerji santralleri, ülkemizde kurularak geleceğimiz tehdit altında bırakılıyor. Bu kadar enerji gerçekten gerekli mi sorusunu sormalıyız. Kimin için enerji üretiliyor? Halkın kullandığı enerji belli. Peki bunca santral neden kuruluyor? Çevreye büyük zararlar verdiği bilinen bu enerji tesislerini sorgulamak gerekiyor. Ege Bölgesi’nin verimli tarım alanları, enerji tesisleri kurularak yok edilme tehdidi altındadır.

Demokrasi ve hukuktan yanayız

Peki bu bahsettiğiniz ve karşı olduğunuz fabrikalara karşı nasıl bir mücadele yürütüyorsunuz?

Biz her zaman demokrasiden ve hukuktan yana olduk. Kendi kurumumuzun iç yapısında bile dikey değil yatay bir yapılanma söz konusu. Biz her zaman adaletten ve eşitlikten yanayız. Bazı görüşlere göre Türkiye’de hukuk yeterince amaca ulaşmıyor. Maalesef mahkemelerden düzgün kararlar çıkmıyor gibi görüşler var ancak biz buna da karşıyız. Biz yine de kaybedeceğimizi bilsek bile mahkeme açılmasından yanayız. Bu tarihe not düşmektir. Orada kaybetsek bile gün gelecek bu konuda bir dava açıldı ama o günkü ortam öyle bir halydeydi ki mahkemelerden sağlıklı karar çıkamıyordu denilebilir. Biz bunun önemini vurguluyoruz. Biz hukuktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Biz hukuğa güvenini yitirmiş kişileri ikna etmeye çalışıyoruz.

Doğa dengesini buluyor

Yetkililerin çevreye olan duyarsızlığını neye bağlıyorsunuz?

Doğadan aldığınızı doğa yıllar içinde sizden fazlasıyla geri alır. En somut örneği 1999’da yaşanan Gölcük Depremi olabilir. Deniz alanlarının bir bölümünü doldurdular, buralara evler ve binalar yaptılar. Bütün bu bahsi geçen yerler depremde yok oldu. Evler sular altında kaldı. Çocuk parkları sular altında kaldı. Siz denizin üzerine zorlama bir şeyler yaptığınızda doğa sizden onu birkaç saniyede geri alıyor. Doğa dengesini oturtuyor. Doğayla barışık hareket etmekte her zaman fayda var. Ben vatandaşların duyarsız olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar yaşam güçlükleri içinde daha farklı öncelikleri var. Her gün eve ekmek götürmek zorunda işinden atılmak istemiyor. Bu konularda sesini yükseltirse başı derde girebilir diye düşünüyorlar. Çeşitli nedenlerle belki duyarsız olanlar vardır ancak ben duyarlı olan kesimin duyarsızlardan fazla olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’nin enerji fazlalığı var

Hükümetimizi çevreci buluyor musunuz ?

Biz hükümetimizin çevre duyarlılığını göremiyoruz. Çok vahşi bir şekilde şirketler ilerliyorlar. Çevresel Etki Değerlendirilmesi gerekli değildir diye yeni bir uygulama başlatıldı. Bu ne demek? Çevre üzerinde bir etki araştırması yapılmadan tesisin yapılabileceği yönünde şirketlerin önünü açıyorlar. Sit alanları ile ilgili çok önemli alanların dereceleri düşürülerek oralara yapılaşma için şirketlerin önleri açılıyor. Bundan rahatsızız. Jeotermal konusu var. Aydın ve Salihli’de bu tehlilekli süreç başladı. Jeotermallerin elektrik üretiminde kullanılması çok sakıncalı. Bizce Türkiye’de enerji eksikliği yok. Enerji fazlalığı var. Bu açıklamalarda bilimsel olarak ortaya konuluyor. Biz sürekli enerji üretmeye çalışan tesisler yapmaya devam ediyoruz. Havamızı katlediyor. Tarımı mahvediyor.

Doğamızın değerini bilelim

Çevreyi koruma haftasında insanlara önerileriniz var mı?

Her bölgede doğa ve yaşam savunusu konusunda duyarlı insanlar var. Onlar bir araya geliyorlar. Benim insanlara tavsiyem doğamızın değerini bilelim. Ona ihanet etmeyelim. Onunla bir arada yaşamayı bunca yıla rağmen öğrenemedik. Artık doğa bizimle değil bizim doğayla beraber yaşadığımızı aklımızın bi kenarına yazalım. Herkes bu bilinci edinirse bence güzel günler gelecek.

İnsan merkezli düşünmemeliyiz

Çevreyi koruma bilincini insanlara nasıl aşılayabiliriz?

Bu bilinci aşılamak için önce oluşturmamız gerekiyor. Ekoloji dediğimiz ya da doğa ve yaşam savunusu dediğimiz çok derin bir konu. Sadece evinin önünü temiz tutmak ile alakalı bir durum değil. İnsan merkezli düşünmemek gerekir. Tüm canlılar açısından bakmak gerekiyor. Biz insanlar doğayı hep kendimiz için dizayn ediyoruz. Büyük evler yapıyoruz. Betonlarla kaplıyoruz. O evleri yaptığımız alanlarda binbir çeşit canlı da yaşıyor. Bütün bu alanları kendimize göre tasarlayınca onlara saygısızlık, haksızlık ediyoruz. Tüm türlerin hayatları birbirlerine bağlıdır. Einstein, “Arılar yok olduğunda, kısa bir süre sonra insanlar da yok olacaktır” demiş. Şu cümle bence bize kılavuz olabilir. Bütün canlıların fonksiyonları var. Doğada çöp diye bir şey yok. İnsanlarda da zengin kesim çöp üretiyor. Yoksul kesim yine elinde avucunda ne varsa dönüştürüp kullanmak için çaba gösterir. Ama bu sistemin getirdiği kışkırtıcı tüketim çılgınlığı bütün bu çöp dağlarıyla boğuşmamıza neden oluyor.

Ana etken ceza

Bir dönem çöpleri ayrıştırmak için halka poşetler dağıtıldı ancak beklenen verim alınamadı. Bunun sebebi nedir?

Belediyelerin belki ödenek sorunu olmuş olabilir. Ayrıştırma için poşet dağıtmaları gerekiyor. Mali sorunlar yaşamış olabilirler. Plansızlıkta olabilir. Avrupa’da çöpünü 3 ayrı poşete düzgün bir şekilde koymadığı zaman yaklaşık 500 euro civarında bir ceza yiyorsun. Bizde böyle bir ceza olmadığı için insanlar doğayı önemsemiyor. Onlar için ana etken ceza. Yaptırım uygulandığı zaman bizim halkımız da tane tane çöpleri poşetlere ayırıp ayrıştırabilir. Ama neden böyle olsun sorusunu kendimize sormalıyız. Kendiliğinden yapsalar çok daha iyi olur.

Plastik poşetler kaldırılsın

EGEÇEP poşetlerin ücretlendirilmesinin işe yarayacağını düşünüyor mu?

Ücretlendirilmesinin ötesinde bizce kaldırılması gerekiyor. Kağıt torbalar olabilir. Tabi ormanların kesilerek bu kağıt torbaların üretileceğini düşündüğümüz zaman bu bile olmayabilir. Orman katliamı yapmadan bunu elde etmemiz gerekebilir. Bez torbalar uzun süre kullanılıyor. Bence çok kullanışlı. Ben de kullanıyorum. Bir defa alıyorsunuz ve yıllarca poşete ihtiyaç duymadan kullanabiliyorsunuz. Bu tür yöntemler çoğalmalı. Poşet dediğimiz olay deniz canlıları ve diğer canlılar için çok zararlı. Bizim gözümüzde küçük olan bir poşet minik bir canlı için felaket olabiliyor. Onun için karşı çıkıyoruz.
www.haberekspres.com.tr