ÇERNOBİL NÜKLEER FELAKETİNİN 34. YILDÖNÜMÜNDE TEHLİKE HALA DEVAM EDİYOR

756 total views, 3 views today

ÇERNOBİL NÜKLEER FELAKETİNİN 34. YILDÖNÜMÜNDE TEHLİKE HALA DEVAM EDİYOR

Tüm uyarılarımıza karşın hükümetin enerji politikasında nükleer güç santrallarına yönelik, toplumu rahatlatacak, yapılan yanlışlardan dönülecek en ufak bir adım atılmamaktadır. Öyle ki, Ukrayna’da oluşan son orman yangını sonucu, Çernobil’deki radyasyonun yeniden hem de 14 kat yükselmesi bile yönetim için bir uyarı oluşturmamıştır. Bu konuda en son yaptığımız basın açıklaması ile hükümeti nükleer atıklar hakkında uyardığımız halde, en küçük bir gelişme göremiyoruz.

Geçtiğimiz yıl yayınlanan Dünya Nükleer Atık Raporu’nda, “Nükleer çağın başlangıcından 70 yıldan daha fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen dünyada kullanılmış nükleer yakıtların saklandığı, kullanılır durumda derin jeolojik bir depoya sahip ülke yok” denilmektedir. Böyle bir olanak, ülkemiz için de bulunmamaktadır. %92’si deprem bölgesinde olan ülkemiz için, güvenli bir depolama alanı yapılabilmesi de çok olası görünmemektedir. Aynı raporda, nükleer enerji santralları ile ilgili daha bir çok sorun yer almaktadır.

34 yıl önce 26 Nisan’da, bir insan hatası sonucu, Çernobil Nükleer Santralı’nın bir reaktöründe meydana gelen çekirdek erimesi ve patlama; önce Ukrayna, Beyaz Rusya ile Rusya’da yoğun radyoaktiviteye yol açtı, ardından patlama sonucu oluşan radyasyon bulutları birçok Avrupa ülkesini, İngiltere’yi ve Türkiye’yi etkisi altına aldı. Bulutlarda yüklü radyoaktif izotoplar çökelerek toprağı, suyu kirletti ve besin döngüsüne katılarak insan sağlığını etkiledi. Çernobil Nükleer Santral Felaketi’nde ilk 10 yıl içerisinde kanser oranları eski duruma göre Ukrayna’da % 230, Beyaz Rusya’da % 180 arttı.

Ukrayna’da ortalama yaşam süresinin 74’ten 58’e düştüğü gibi somut tespitlerin yanı sıra 2016’ da açıklanan bilimsel verilerin ışığında, gelecek 50 yıl içinde 40 bin yeni kanser vakasının nedenin Çernobil olacağı belirlendi.

Akkuyu NGS’nin mühendislik tasarımında, soğutma suyu miktarı, yaklaşık olarak her bir ünite için 222.000 m3/saat olarak söylenebilir (İzmir’e verilen su, 28 m3/saat).  Burada 4 ünite çalıştırılması planlandığına göre, çekilecek su miktarı 800.000 m3/saat’ten fazla olacak. Deniz ekosistemi altüst olacaktır.

Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. santralının , 60 yıl boyunca çalışması planlanmakta ve sözleşmeye göre çoğunluk hissesi  (%51) diğer bir deyişle söz ve karar hakkı, her zaman Rusya tarafına ait olacaktır.

Diğer yandan, Akkuyu NGS’nin kurulduğu yer, her birisi 7’den büyük deprem üretebilme potansiyeline sahip birkaç aktif fayın etki alanında kalmaktadır.  Kıbrıs dalma batma kuşağı, Ölüdeniz Fayı, Ecemiş Fayı, Kozan Fayı gibi aktif faylar bunlardan bazılarıdır. Bu faylardan herhangi birisinin üreteceği depremin, Akkuyu’da öngörülemez hasarlar oluşma riski hiç de küçümsenecek gibi değildir. Bunun örneği, Fukuşima’da, 250 km uzaklıktaki bir depremin yarattığı patlamalardır. Sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Aşağıdaki şekil, Akkuyu yakınlarında gerçekleştirilen deniz sismiği çalışmaları sonucu, hemen Akkuyu’nun yanı başında, deniz içerisinde bir fayın varlığını net olarak ortaya koymuştur (aşağıdaki şekilde F ile gösterilmektedir). Bu fay, santralin zemin ve geoteknik tasarımlarında dikkate alınmış mıdır? Tüm bu faylar, bir yandan oluşturacağı sarsıntılar veya yaratacakları tsunami nedeniyle büyük risk oluşturabilecektir. Bilindiği gibi Japonya’da, deprem güvenliği açısından sahip oldukları deneyim ile tsunamiye karşı çok güvenli tarafta kalacak şekilde önlemler alınmasına karşın, Fukuşima’da kaza oluşması önlenememiştir.

Diğer bir NGS, Sinop yakınlarında kurulacaktır. Burasının Kuzey Anadolu Fay Zonuna (KAFZ) uzaklığı ise yaklaşık 100 km kadardır. Ayrıca, bazı bilim insanlarına göre, Karadeniz içerisinde de aktif fayların bulunma olasılığı vardır. Diğer yandan, Karadeniz’in kuzeyindeki aktif Kırım fayının üreteceği bir depremin oluşturacağı tsunami de diğer bir tehdit unsurudur. Sinop NGS alanı, ormanlık bir bölgenin bir bölümünün tıraşlandığı alanda yapılacaktır. Yani, Ukrayna’dakine benzer bir yangın, burada yapılacak NGS için diğer bir risktir.

Tüm bunların da gösterdiği gibi, nükleer santral yapımı, ne kadar önlem alınırsa alınsın risk taşımaktadır ve unutmayalım ki sıfır risk diye bir şey yoktur. Nükleer santrallar çalıştıkları süreçte hem santral çalışanları hem de çevresinde yaşayan insanlar için sağlık riskleri oluşturmaktadır. Bir kaza durumunda ise canlı yaşamı için yüzlerce yıl, başta kanser ve doğumsal anomalilar olmak üzere daha birçok olumsuz sağlık etkilerine yol açacaktır.

Sayılan tüm bu gerekçeler üzerinden ülkemizde herhangi bir Nükleer Güç Santrali yapılması bilimin bizlere gösterdiği gerçeklere karşı çıkmaktır.

Tüm bunlara ek olarak, İzmir’in Çernobil’i –Gaziemir’deki Nükleer atıklarla bile baş edilememiş olmasını da dikkate aldığımızda, endişelerimiz bir kat daha artmaktadır. 

Çernobil’in yıldönümünde, İzmir’in kanayan bu yarasını bir kez daha anımsatmakta yarar görüyoruz. Gaziemir’deki eski Kurşun Fabrikası’nda ortaya çıkan, sadece nükleer santrallarda uranyumun ayrışması sonucu oluşan europium 152-154 bulaşık atıklar, tüm İzmir’i tehdit etmeye devam ediyor.

Bir kez daha soruyoruz: Sadece nükleer santrallerde oluşabilen bu atıklar ülkemizde kurulu bir nükleer santral bulunmadığı halde oraya nereden ve nasıl geldi? Yetkililer buna hala yanıt veremediği gibi, o atıkları bilimsel yöntemlere uygun bir şekilde bertaraf etmeyi de başaramadı henüz.

Yetkililere sesleniyoruz: Bu atıkları, bir an önce, halk sağlığına uygun olarak, bilimsel yöntemlere göre bertaraf edin. Böylesine ciddi bir tehlikeyi asla hafife almayın. Bu sorun çözümleninceye kadar sürecin takipçisi olacağız.

        EGEÇEP YÜRÜTME KURULU ADINA

EŞ SÖZCÜLER

Bena BABAOĞLU ULUTAŞ   Ali Osman KARABABA