Yaşam Alanlarımızı, Yaşamlarımızı, Canlı Cansız, Yeryüzündeki Tüm Varlıkların Var Olma Hakkını Savunuyoruz

1,266 total views, 3 views today

BASINA VE KAMUOYUNA 05.06.2020

Bu yıl, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü, ekolojik yıkımın en acı ve en yakıcı etkilerini hissettiğimiz günlerde, Covid-19 pandemisi döneminde kutluyoruz. Aynı zamanda  ekolojik kaygılarla yola çıkan GEZİ DİENİŞİ’nin 7. yıldönümü. Gezi Direnişi sırasında katledilen canlarımız BERKİN ELVAN, ABDULLAH CÖMERT,  AHMET ATAKAN, ALİ İSMAİL KORKMAZ, ETHEM SARISÜLÜK, MEHMET AYVALITAŞ, MEDENİ YILDIRIM, HASAN FERİT GEDİK  ve bu uğurda yaşamını feda etmiş tüm değerler onurumuzdur, saygıyla anıyoruz.

5 Haziran Dünya Çevre Günü bir kutlama günü gibi görünse de  yazık ki biz öyle göremiyoruz. Bu günü, çevre duyarlığını artırmak amacıyla bir fırsat olarak değerlendiriyoruz, zira ülke çapında ve dünya genelinde yaşadığımız ekolojik yıkım projelerine baktığımızda ortada kutlanacak bir şey göremiyoruz.

Dünya can çekişiyor. Yıllardır bilim insanlarının var güçleriyle duyurmaya, uyarmaya çalıştıkları fakat yönetenler ve sermaye tarafından aynı güçle reddedilen  küresel ekolojik krizin tam da içinden geçiyoruz. Deyim yerindeyse, fırtınanın gözündeyiz. İnsanlık, yıkımı durdurma konusunda derhal  gereğini yapmazsa, telafisi imkansız bir küresel yıkımın  mimarı olarak tarihteki yerini alacak.  

Yönetenler aksini söylese de Türkiye, Yale Üniversitesi Çevresel Performans Endeksi 2018 verilerine göre 180 ülke arasında ne yazık ki 108. Sırada yer aldı. Bu sonucu tahmin etmek için endekse bakmaya gerek var mı? Ülkemizde yaşanan ekolojik tahribat projelerini tek tek saymaya ne zamanımız ne de gücümüz yeter. Her yeni güne yeni bir felaket haberi ile uyanır olduk. Küresel ekolojik  yıkımın sebep olduğu pandemi günlerinde bile, bizler  can korkusuyla evlerimizden çıkamazken, maden, JES, HES, RES projelerine yenileri eklendi. Bizi tehdit eden virüs , talancıyı,  rantçıyı belli ki pas geçti.

Etki-tepki ilkesi, Newton fiziğinin temel ilkelerinden birisidir. Her kuvvet, aksi yönde başka bir kuvvet yaratır. Her ekolojik saldırganın, karşısında saldırıyı püskürtmeye çalışan yaşam savunucularını bulması, muhtemelen bu ilkenin görünür şeklidir. Bundandır, ülkenin her yerinde mantar gibi çevre platformlarının, yaşam savunucularının türemesi. Dünyamızın ve ülkemizin her yerinde hızla gelişen çevre bilincine bağlı ortaya çıkan çevre aktiviteleri birilerini rahatsız etse de  korkunun ecele faydası yok, halk kazanacak.

Unutulmasın ki Gezi eylemi, eyleme adını veren Gezi Parkı’nın talana açılmasına isyan olarak başladı. Eylemler sırasında onlarca canımızı aldılar, yüzlercemizi yaraladilar; ne var ki Gezi Parkı’nı talana açamadılar. Bu halk gerektiğinde talancıların korkulu rüyası olmayı sürdürmektedir

Yaşam alanlarımızı, yaşamlarımızı,  canlı cansız, yeryüzündeki tüm varlıkların var olma hakkını savunmak Anayasal yükümlülüğümüz ve hakkımızdır. Anayasa’dan aldığımız bu hak ve görev bilinciyle bundan sonra da ;

•       Ekolojik dengenin merkezi insan değil, doğadır. Tüm yasal düzenlemelerin bu bilinçle, yeniden oluşturulması için yılmadan ısrar edeceğiz.

•       Akarsularımız, denizlerimiz, rüzgarımız, madenlerimiz, jeotermallerimiz,  kaynaklarımız değil, varlıklarımızdır. .Bizler onları hiç bir şeye feda etmeyiz    Bizden çalmanıza göz yummayacağız!

•       Dağlarımız, ovalarımız, meralarımız sermayenin tezgahı değil, halkın malıdır. Delik deşik etmenize sesiz kalmayacağız!

•       Antik kentlerimiz, arkeolojik varlıklarımız toplumsal hafızamızdır, hafızamızı silemeyeceksiniz. Yok ettiklerinizi affetmeyeceğiz!

•       Dağlarımızda cirit atan madencilere dönecek ve daha gür bir sesle diyeceğiz ki; FERMAN MADENCİNİNSE DAĞLAR BİZİMDİR! TÜMAD, MADRA’DAN DEFOL!

                                                                                             BURÇEP