HİROŞİMA ve NAGAZAKİ’nin YILDÖNÜMÜNDE NÜKLEER MACERAYA HAYIR! DİYORUZ

1,182 total views, 3 views today

HİROŞİMA’DAN FUKUŞİMAYA ….

NÜKLEERE TESLİM OLMAYACAĞIZ.. GELECEĞİMİZİ KARARTMAYACAĞIZ..

06.08.2020

Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk atom bombası ile Hiroşima’da gerçekleştirdiği saldırının üzerinden 75 yıl geçti. Bu ilk bomba, bir anda 92 bin kişin ölümüne neden olmuş, açığa çıkan radyasyon dolayısıyla da 1950 yılından itibaren 200 bin kişi daha hayatını kaybetmişti. Üç gün sonra ABD, bu defa Nagasaki’ye bir plütonyum bombası atmış ve ilk anda 70 bin kişi ölmüş, on binlerce insan da ilerleyen yıllarda nükleer serpinti sonucu hayatlarını kaybetmişti. En az bu kadar insan da çeşitli hastalık ve sakatlıklarla yaşadı yıllarca.

İlk nükleer saldırı olarak tarihe geçen Hiroşima ve ardından Nagazaki’de yaşanan felaketler sonrasında gerçekleştirilen nükleer silah denemeleri, geliştirilen nükleer santral teknolojisi ve dünyada sayısı artan nükleer santrallar, yaşanan nükleer kazaların (özellikle Çernobil ve Fukişima) yol açtığı felaketler, gelişmiş ülkelere ders oldu. Ancak bu süreç ülkemiz yetkililerine ders olmadı… Ülkemizde bugün, Akkuyu’da başlayan ve sonu belli olmayan bir nükleer maceraya sürükleniyor…

            Bugüne kadar yaşananlardan ders almayanlar, “enerji ihtiyacı” ve “ mutfak tüpünden daha az tehlikeli” gibi bilim dışı söylemlerle ülkemizi doğal varlıklarımızı, bizlerin yaşamını tehlikeye atıyor. Kimileri de bu santrallar sayesinde, dünyada yeni bir nükleer güç olma gibi kendilerinin bile inanmadığı bir hayalin peşinde koşuyor. Sanki radyasyon, sadece patlamanın olduğu yerde etkili oluyormuş gibi bir ham hayal.

Son günlerde, Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan gerilimde Azerbaycan, Metsamor Nükleer Güç Santralini bombalama tehdidinde bulunmuştur. Bu santral, sınırımıza sadece 16 km uzaklıktadır ve bombalandığı taktirde Ermenistan’ın yanı sıra, doğu sınırlarımıza yakın alanlarda yaşayan on binlerce insanımızı ölüm veya kanser başta olmak üzere değişik sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır, çünkü radyasyon sınır tanımamaktadır. Bunun somut örneklerini Çernobil ve Fukuşima nükleer santral felaketlerinde gördük. Bu santrallardan kaynaklanan radyoaktif serpintinin, ülkemiz dahil binlerce kilometre uzaktaki ülkelere yayıldığını, çok sayıda insanda radyasyonla ilişkili sağlık sorunlarına neden olduğunu bilimsel raporlarda okuduk. Bu korkunç gerçeğin yöneticilerimiz tarafından yeterince dikkate alınmadığını üzülerek görüyoruz…  

“Dünya’da, özellikle Fukişima felaketinden sonra, gelişmiş ülkelerin enerji politikalarında köklü değişikliklere giderek nükleer santrallerini kapatması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlenmesi gündeme gelirken, ülkemizde ise bunun tam tersinin yaşandığını ve nükleer santralların ve kömürlü termik santralların öncelendiğini görmek büyük hayal kırıklığına neden olmaktadır.  

Bilindiği gibi Fukişima Nükleer Santral kazası, bir deprem sonrası ortaya çıkmıştır. Topraklarının % 92 si deprem bölgesinde olan ülkemizde de benzeri bir felaketin yaşanmayacağını hiç kimse garanti edemez. Çoğu büyük felaketin, çok küçük ihmaller ya da dikkatsizlikler sonucu ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Bu, Çernobil’de ve Fukuşima’daki kazalarda yaşanan ve ders alınması gereken birer gerçekliktir. Çernobil’de insan kaynaklı küçük bir ihmal, Fukuşima’da ise soğutma sistemindeki küçük bir bozukluk, Binlerce insanın ölümü, onbinlercesinin hastalanmasını, havanın, suyun, toprağın kirlenmesini, bu bölgelere onlarca hatta yıllarca girilememesini getirmiştir.

Bugün ülkemizde yapılması planlana nükleer santraller ile ilgili sahte imzalı ve özensizce hazırlanan ve bilimsel gerçeklere dayanmayan ÇED raporları, inşaat başladıktan sonra alınan ruhsatlar, ÇED ve ilişkili hukuki süreçlerde yaşanan uygunsuzluklar; kentlerimizde büyük billboardlarda gördüğümüz nükleer santralleri öven, bunu çocuklarımızı ve geleceğimizi alet ederek yapan reklamlar.. konuya nasıl yüzeysel ve nükleer lobinin penceresinden bakıldığının somut göstergeleridir.

Nükleer santrallerin tehlike yaratmayacağını savunan yetkililer, İzmir-Gaziemir’de bulunan eski bir kurşun fabrikasının bahçesinde gömülü radyoaktif bulaşıklı atıklarda saptanan ve sadece nükleer santral yakıt çubuklarında bulunan Europium 252 radyoizotopunun buraya nereden ve nasıl geldiğini hala açıklayamamaktadırlar., 13 yıl geçmesine rağmen bugüne kadar temizlenemeyen atıklar halen fabrikanın bahçesinde durmakta ve yörede yaşayanların sağlığını tehdit etmektedir. Tesis alanı, çocukların oyun alanı olarak kullanılmakta, güvenlik önlemi vb. çalışma bulunmamaktadır. Yapılan tüm uyarılara rağmen İzmir Kentinin sorunu olmaya devam eden bu atıklar, ülkemizin nükleer santral macerasında karşılaşacağı risklere yönelik en önemli göstergelerden birisidir.

Hiroşima’da, Nagazaki’de, Çernobil`de, Fukuşima`da yakılan ağıtlara dökülen gözyaşına, Akkuyu için dökülecek gözyaşları eklenmesin… Nükleer Enerji Santrallarının gereksizliği, yanlışlığı konusunda konuşmaktan, anlatmaktan, sesimizi duymayan iki adım ötemizdeki “karar vericiler”in, etkili ve yetkili insanların aymazlığını deşifre etmekten asla yorulmayacağız..

Bilinmelidir ki susmayacağız, bu yolda yorulmayacağız, bu karşı duruş, bu mücadele bu ülke topraklarından nükleer tehlike yok olana kadar sürecektir. Bizler ne ülkemizde, ne de dünya üzerinde Nükleer Santral istemiyoruz… Biz üretebildiğimiz kadar değil, bize yetecek kadar enerji istiyoruz… Biz bu dünya üzerinde insana yakışan biçimde ve doğaya saygılı, çevreye olan sorumluluğumuzun farkında olarak yaşamak istiyoruz…

Kamuoyuna Saygı ile Duyurulur..

Ne Akkuyu’da, ne Sinop’ta, ne İğneada’da, kısacası hiçbir yerde nükleer santral istemiyoruz.

Nükleere Hayır, Yaşasın Hayat!

EGEÇEP YÜRÜTME KURULU